Çalışmalar çok fazla sayıda oyuncağın çocuklar için kötü olduğunu ileri sürüyor

Bu ebeveynlerin öteden beri şüphelendiği bir şeydi. Yeni bir çalışma çok fazla oyuncağı olan çocukların dikkatinin daha kolay dağıldığını ve kaliteli oyun zamanından keyif almadıklarını ileri sürmektedir.

ABD, Ohio’daki Toledo Üniversitesi’ndeki araştırmacılar yeni yeni yürümeye başlayan 36 çocuğu topladılar ve onları bir odada yarım saat boyunca dört veya 16 oyuncakla oyun oynamaya davet ettiler.

Küçük çocukların oynayacak daha az oyuncakları olduğunda daha yaratıcı olduklarını tespit etmişlerdir. Ayrıca, daha az oyuncakları olduğunda çocuklar her oyuncağın başka nasıl kullanılabileceğini düşünerek ve oyunlarının süresini uzatarak her oyuncakla iki kat daha uzun süre oynamışlardır.

Araştırmacılar ebeveynlerin, okulların ve çocuk yuvalarının oyuncakların çoğunu kaldırmaları ve az sayıda oyuncağı belirli aralıklarla çıkararak çocukları daha yaratıcı olmaya ve dikkat sürelerini arttırmaya teşvik etmeleri gerektiği sonucuna varmaktadırlar.

Çalışmanın başyazarı Dr. Carly Dauch Infant Behaviour and Development.dergisine şunları söylemiştir: “Bu çalışmada yürümeye yeni başlayan çocukların çevresindeki oyuncak sayısının çocukların oyun kalitesini etkileyip etkilemediği belirlenmeye çalışılmıştır.”

“16 oyuncaklı durumda yüksek sayıda oyun oynanmasının oyunun süresini ve derinliğini engellediği görülmüştür. Mevcut olan diğer oyuncaklar dışarıdan dikkat dağıtıcı bir kaynak teşkil etmiş olabilir.”

“2-4 yaş arasındaki dönemde çocuklar dikkat üzerinde daha üst seviyede kontrol geliştirirler ama tam olarak hâkim olamayabilirler. Dikkatleri ve dolayısıyla oyunları, içinde bulundukları ortamdaki dikkat dağıtıcı etkenler nedeniyle bölünebilir.

“Mevcut çalışmanın sonuçları çok fazla sayıda oyuncağın böyle dikkat dağıtıcı bir etken teşkil edebileceğini ileri sürmektedir.

“Yeni yürüyen çocukların bulunduğu ortamda daha az oyuncak olduğu zaman çocuklar tek bir oyuncakla daha uzun süre oynamakta ve bu sayede keşfetmek ve daha yaratıcı oyunlar oynamak için daha iyi odaklanabilmektedirler.”

İngilizler her yıl oyuncaklara 3 milyar pounddan fazla harcamaktadır ve anketler tipik bir çocuğun toplam 238’den fazla oyuncağı olduğunu fakat ebeveynlerin çocukların her gün sadece ‘en sevdikleri’ 12 oyuncakla, yani toplam oyuncaklarının sadece yüzde beşi ile oynadıklarını düşündüklerini göstermektedir.

Bununla birlikte, çok fazla sayıda oyuncağın dikkat dağıtıcı olabileceği bir araştırma tarafından ilk defa ileri sürülmemiştir. 1990larda Alman araştırmacılar Elke Schubert ve Rainer Strick oyuncakların Münih çocuk yuvasından üç ay boyunca alındığı bir deney yapmışlardı.

Sadece birkaç hafta içinde çocuklar duruma alışmışlar ve oyunları daha yaratıcı ve sosyal hale gelmiştir. Bu araştırmacılar bulgularını The Toy-free Nusrery adlı bir kitap yayınlayarak paylaşmıştır.

Yazar Joshua Becker de ClutterFree with Kids adlı kitabında boş alanları olan oyun odaları yaratıcılığı desteklediği, dikkat süresini uzatmaya yardımcı olduğu ve küçük çocuklara eşyalarına iyi bakmayı öğrettiği için daha az oyuncağın çocuklar için daha iyi olduğunu iddia etmektedir.

Joshua Becker: “Bir çocuk arkasında hala sayısız seçenek varken önündeki oyuncağın kıymetini bilmeyi nadiren öğrenecektir.”

“Çocukların çok fazla oyuncağı olunca, doğal olarak oyuncaklarına çok iyi bakmayacaklardır. Ellerinin altında başka bir oyuncak olduğu müddet oyuncaklarına değer vermeyi öğrenmeyeceklerdir.

“Daha az oyuncak çocukların sorunları sadece ellerindeki malzemelerle çözerek becerikli olmalarını sağlar. Ve becerikli olmak önemli bir nimettir.

Bu araştırma Infant Behaviour and Development adlı dergide yayınlanmıştır.

Kaynak: http://www.telegraph.co.uk/science/2017/12/05/many-toys-bad-children-study-suggests/

Too many toys are bad for children, study suggests 

It’s what parents have suspected all along. Children who have too many toys are more easily distracted, and do not enjoy quality playtime, a new study suggests.

Researchers at the University of Toledo in Ohio, US, recruited 36 toddlers and invited them to play in a room for half an hour, with either four toys, or 16 toys.

They found that youngsters were far more creative when they had fewer toys to play with. They also played with each for twice as long, thinking up more uses for each toy and lengthening and expanding their games.

The authors conclude that parents, schools and nurseries should pack away most of their toys and just rotate a small number regularly, to encourage children to become more creative and improve their attention spans.

“This study sought to determine if the number of toys in toddlers’ environments influences the quality of their play,” said lead author Dr Carly Dauch in the journal Infant Behaviour and Development.

“The higher number of incidences of play in the 16 toy condition did seem to interfere with duration and depth of play. Other toys present may have created a source of external distraction.

“During toddlerhood, children develop, but may not have mastered, higher level control over attention. Their attention, and therefore, their play may be disrupted by factors in their environments that present distraction.

“The results of the present study suggest that an abundance of toys may create such a distraction.

“When provided with fewer toys in the environment, toddlers engage in longer periods of play with a single toy, allowing better focus to explore and play more creatively”.

Britons spend more than £3 billion each year on toys and surveys have shown that a typical child owns 238 toys in total but parents think they play with just 12 ‘favourites’ on a daily basis making up just five per cent of their toys.

However it is not the first time that research has suggested that too many toys can be distracting. In the 1990s German researchers, Elke Schubert and Rainer Strick conducted experiment where toys were taken away from Munich nursery for three months.

After just a few weeks, the children re-adjusted and their play became far more creative and social. They published their findings in a book, The Toy-free Nursery.

In his book, ClutterFree with Kids author Joshua Becker also argued that fewer toys are better for children because sparse playrooms encourage creativity, help develop attention spans, and teach youngsters about taking care of their possessions.

“A child will rarely learn to fully appreciate the toy in front of them when there are countless options still remaining on the shelf behind them,” he said.

“When kids have too many toys, they will naturally take less care of them. They will not learn to value them if there is always a replacement ready at hand.

“Fewer toys causes children to become resourceful by solving problems with only the materials at hand. And resourcefulness is a gift with unlimited

The research was published in the journal Infant Behaviour and Development.

Source: http://www.telegraph.co.uk/science/2017/12/05/many-toys-bad-children-study-suggests/

 

Doğumdan 12. Aya Kadar Sosyal-Duygusal Gelişim

Bebekler kim olduklarını doğumdan itibaren gördükleri muameleye göre öğreniyorlar.

Sevgi dolu ilişkiler küçük çocuklara konfor, güvenlik, güven ve cesaret anlayışı verir. Küçük çocuklara arkadaşlık kurmayı, duygularını aktarmayı ve zorluklarla baş etmeyi öğretir. Kuvvetli, olumlu ilişkiler aynı zamanda çocukların güven, empati, şefkat ve doğru ve yanlış anlayışı geliştirmesine yardım eder.

Doğdukları andan itibaren, bebekler kim olduklarını gördükleri muameleye göre öğrenmektedir. Anne-babalar, akrabalar ve çocukla ilgilenen kişiler günlük etkileşimlerle bebeklere şu gibi mesajlar verirler: sen zekisin, sen çözersin, sen seviliyorsun, beni güldürüyorsun, seninle olmayı seviyorum. Bu mesajlar bebeğin öz saygısını şekillendirmektedir.

6 aylık bir bebek annesi yüzünü bir mendille kapatıp açtıktan sonra “Ce-ee!”deyince defalarca güler. Annesi, mendili masaya bırakmayı deneyince bebek “eh, eh, eh” der ve oyunu tekrar oynamak istediğini annesine belli etmek için kollarını ve bacaklarını sallar. Annesi bebeğin istediğini yapar ve bebek sıkılıncaya kadar oynamaya devam eder. Bu bebek başkalarıyla ilişkilerin tatmin edici ve keyifli olduğunu, iyi bir iletişimci olduğunu ve ihtiyaçlarının ve isteklerinin önemli olduğunu keşfetmektedir.

Sizin Yapabilecekleriniz  

Bebeğinize duyarlı bakım sağlayın.

Duyarlı bakımla çocuğa bakarken onun ihtiyaçlarına uygun davranmak kastedilmektedir. Örneğin; 10 aylık bebeğiniz tekmelemeye, agulamaya ve yemek saatinde kaşığını kendisinin tutabileceğini size göstermek için eliyle bir şeyler tutmaya başladı. Henüz kendi başına yemek yiyemeyeceğini biliyorsunuz, bu yüzden eline bir bebek kaşığı tutuşturup başka bir kaşıkla onu beslemeye devam edin. Bu duyarlı bakımdır çünkü bebeğin davranışının ne anlama geldiğini düşünmek için vakit ayırdınız ve onu desteklemenin bir yolunu buldunuz.

  • Bebeğinizi tanıyın. Sevdiği ve sevmediği şeyler neler? En sevdiği oyuncaklar hangileri? Hangi günlük program onun için uygun?
  • Çocuğunuzun bakıcısıyla (bakıcılarıyla) açık ve işbirlikçi bir ilişki kurun. Çocuğunuzun bakıcısıyla bebeğiniz hakkında konuşun – kişiliği, neler yapmayı sevdiği, onu neyin sakinleştirdiği, onu nelerin üzdüğü. Bebeğinizin genel günlük programını ve tipik aktivitelerini paylaşın. Bebeğiniz (ve aileniz) hakkında daha çok bilgi sahibi olmak bakıcıların bebeğinizin ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olur. Bakıcılarla işbirliği yapmak her ikinizin de saygı gördüğünü ve desteklendiğini hissetmenizi sağlar.

Bebeklerin gelişen becerilerini destekleyin.

Bebekler en iyi oyun oynamalarına, keşfetmelerine ve ilgilendikleri şeyleri yapmalarına izin verdiğiniz zaman öğrenirler. Bir zorluğun üstesinden çok sinirlenmeden gelebilmelerini sağlayacak kadar yardım ettiğinizde yeni beceriler geliştirirler. Örneğin; yuvarlanmaya çalışan beş aylık bir bebeğin yanında bir oyuncak tutup vücudunu oyuncağa doğru uzatmasını sağlayabilirsiniz.

  • Bebeğinizin keşiflerinin tadını çıkarın. Buldun beni! Yüzümü saklayan eşarbı çektin ve işte buradayım! Bebeğinizin sahip olduğu becerileri geliştirin. Örneğin; bebeğiniz bloklarla bir şey yapmaya çalışıyorsa ve iki tane bloku birleştirdiyse, üçüncüyü de size ekleyin ve kulesine eklemesi için dördüncü bloku onun eline verin.

Sevecen ve şefkatli olun.

Bebeğinize dokunmak, onu kucağınızda tutmak, rahatlatmak, sallamak, ona şarkı söylemek ve onunla konuşmak bebeğinize özel olduğu ve sevildiği mesajını verir. Bebekler şirin ve sevimliyken sevecen olmak kolayken, zor, mızmız olduklarında, çok ağladıklarında veya sancılı olduklarında da şefkatli olmak önemlidir. Zor zamanlarda çocuğunuzun yanında olabildiğinizde çocuklar –ne olursa olsun- sevildiklerini öğrenirler.

  • Sarılın ve öpün. Bebeğiniz onu ne kadar çok sevdiğinizi bilsin.
  • Zor zamanlarda sabırlı olun. Sancı, ağlama ve mızmızlık bebekliğin bir parçasıdır. Çocukları en zor hallerinde bile desteklediğinizde size güvenebileceklerini bilmelerini sağlarsınız. Bu onlara kendilerini güvende hissettirir ve büyüyünce de kendilerini sakinleştirmeyi öğrenme olasılığını arttırır.

Çocuğunuzun kendini güvende hissetmesine yardım edin.

Ağlamalarına ve diğer iletişimlerine karşılık vererek bebeğinizin kendini güvende hissetmesine yardım edersiniz —mesela, “Yukarı!” dermiş gibi kollarını havaya uzattığında bebeğinizi kucağınıza almak gibi. Bebekler sizden çok şefkat görünce ve günleri tahmin edilebilir olduğunda da güvende hissederler. Çocuğunuzun her zaman onun yanında olduğunuzu öğrenmesine yardım eden şey onunla paylaştığınız sevgi ve güvendir. Bu güven ona özgüven verir.

  • Bebeğiniz için güvenli bir “merkez üssü” olun. Çocuğunuzun emekleyerek sizden uzaklaşıp sonra sizinle iletişim kurmak için geri dönüşünü izleyin. Hala orada olduğunuzdan emin olmak istiyor ve biraz daha keşfetmek için sizden biraz destek bekliyor olabilir.
  • Bebeğiniz için rutinler belirleyin. Ne bekleyeceğini bilmek bebeklerin güvende hissetmelerine, kendilerine güvenmelerine ve dünyalarının kendi kontrolleri altında olduğunu hissetmelerine yardımcı olur. Günlük rutinleri aynı sırada ve her gün aynı saatte yapmaya çalışın. Örneğin, bir sabah yürüyüşü, arkasından bez değiştirme, sonra biberon, sonra da hikâyeler gibi bir sıralama olabilir.

Ev kültürünüzü çocuğunuzun günlük rutinlerinin parçası haline getirmenin yollarını arayın.

Bir çocuğun kültürü kim olduğunun önemli bir parçasıdır. Kültürü ile olan bağlantısı çocuğun kimliğini ve öz saygısını sağlıklı ve olumlu şekilde şekillendirir.

  • Çocuğunuzun bakıcılarına ailenizdeki önemli kişiler (anne, baba, büyükanne ve büyükbaba) ve şeyler (biberon, battaniye, emzik, vs.) için kullanılan sözcükleri öğretin.
  • Ev kültürünüzü yansıtan kitaplar ve müzikler seçin. Bunlar genellikle kütüphanenizde mevcuttur ve hızla çocuğunuzun günlük rutinlerinin –yatma zamanı, banyo saati veya arabada giderken- sevilen bir parçası olacaktır.

Kaynak: https://www.zerotothree.org/resources/238-birth-to-12-months-social-emotional-development

 

Araştırmalar sürekli cep telefonlarını kontrol eden ebeveynlerin kısa dikkat süresine sahip çocuklar yetiştireceklerini ileri sürüyor

Psikologlar bir ebeveynin dikkat süresi ile bunun çocuklarının konsantrasyonu üzerindeki etkisi arasındaki ilk doğrudan bağlantıyı buldular.

Araştırmalar çocuklarıyla oynarken telefona bakan veya dikkati dağılan ebeveynlerin kısa dikkat süresine sahip çocuklar yetiştirebileceklerini ileri sürüyor.

Psikologlar bir ebeveynin bir oyuncağa dikkatini ne kadar süre verdiği ile bunun çocuklarının konsantrasyonu üzerindeki etkisi arasındaki ilk doğrudan bağlantıyı bulduklarını söylediler.

Current Biology adlı dergide yayınlanan çalışmanın çocuğun okulda performans sergilemeye devam etmesi üzerinde de etkileri olduğunu eklediler.

“Çocuğun davranışına duyarsız birileri varsa, bu gelecekteki sorunlar için bir tehlike işareti olabilir.”

Dr Chen Yu

Uzmanlar 36 ebeveynin ve bir yaşındaki çocuklarının göz hareketlerini başa monte edilen kameralarla izlediler.

Çocuklarıyla mümkün olduğu kadar doğal olabilmelerini sağlamak için ebeveynlere neyi incelediklerini söylemediler.

Indiana Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yürütülen çalışma bir ebeveynin ve dolayısıyla bebeğinin oyun oynarken bir objeye ne kadar çok dikkatini verirse, bebeğin objeye dikkatini vermeye ebeveyn durduktan sonra bile  o kadar devam ettiğini göstermiştir.

Dikkati dağılan ve başka yere bakan veya arkasına yaslanıp oyun oynamayan ebeveynlerin bebekleri en kısa dikkat süresine sahipti.

Araştırmacılar oyunu yönlendirmeye çalışan ebeveynlerin – oyuncakları tutmak ve adını söylemek gibi – çocuklarının dikkat sürelerinin oyunu çocuklarının yönlendirmesine izin veren ebeveynlerin çocuklarının dikkat süresinden daha kısa olduğunu da tespit etmiştir.

Çalışmayı yürüten Dr Chen Yu: “Çocukların dikkati sürdürme yeteneği ilerideki dil edinimi, problem çözme ve diğer temel bilişsel gelişim alanlarındaki gelecek başarısının güçlü bir göstergesi olarak bilinmektedir.

“Çocukları oyun oynarken dikkati dağılan veya çok dalıp giden ebeveynlerin çocukların gelişmekte olan dikkat sürelerini gelişimin kilit aşamalarından birinde olumsuz etkiledikleri görülmektedir.

“Çocuğun davranışına duyarsız birilerinin olması, gelecekteki sorunlara yönelik bir tehlike işareti olabilir.”

Dr. Yu ebeveynlerin çocuklarının oynadıkları şeylere ilgi göstererek onları dikkat sürelerini uzatma konusunda “destekleyebileceklerini ve eğitebileceklerini” ifade etmiştir.

“Çünkü uzun dikkat süresi okul başarısı için önemlidir, bu etki uzun dikkat süresi açısından bireysel farklılıkları anlamanın ve potansiyel olarak uzun dikkat süresi gelişimini etkilemenin bir yolunu sunar.”

Çalışmanın ortak yazarlarından Dr Linda Smith: “Çalışmamız dikkatin sosyal etkileşimden etkilendiğini dikkate alan ilk çalışmalardan. Dikkatin gerçekten de iki sosyal partner tarafından yapılan bir aktivite olduğu görülmektedir, çalışmamız da bir bireyin dikkatinin başka bir bireyin dikkatini etkilediğini göstermektedir.”

Dr Yu çalışmaya katılıp çocuklarıyla oynayan pek çok ebeveynin “çok zorlandığını” ve oyunu yönlendirdiğini söylemiştir.

“Oyuncakları çocukları için tutarak ve objelerin adını söyleyerek ebeveynlik becerilerini göstermeye çalışıyorlardı. Ama kamera görüntülerini izleyince, çocukların gözlerinin tavanda veya ebeveynlerinin omzunda gezdiğini gerçekten görebiliyorsunuz.”

Daha başarılı olan ebeveynler çocuklarının oyunu yönlendirmesine izin verenlerdi.

“Bu ebeveynler çocuklar bir oyuncağa ilgi gösterene kadar beklediler ve sonradan objenin adını söyleyerek ve oyuna teşvik ederek oyuna dâhil olup ilerlettiler.”

“Duyarlı ebeveynler çocuklarının ilgi alanlarına karşı hassastı ve dikkatlerini desteklediler.”

Hem ebeveynler hem de bebekler bir oyuncağa 3.6 saniyeden fazla dikkatini verdiğinde, bebekler objeye ortalama 2.6 saniye daha bakmaya devam ettiler. Bu süre ebeveynlerinin oyuncağa olan ilgisi kaybolan bebeklerin dikkat süresinden dört kat daha uzundur.

Dr Yu bu ekstra saniyelerin oyun boyunca arttırılması durumunda- ve bu oyunların zihinsel gelişimin kritik aşaması boyunca aylarca her gün oynanması halinde- etkisinin çok önemli olduğunu ifade etmektedir.

Dr Smith şunları eklemektedir: “Bir bebeğin hayatında her gün görülen bu etki güçlü uzun süreli dikkat ve konsantrasyon becerilerinin kaynağı olabilir.”

Kaynak: http://www.telegraph.co.uk/news/2016/04/28/parents-who-constantly-check-mobile-phones-will-raise-children-w/

 

Parents who constantly check mobile phones will raise children with short attention spans, study suggests

Psychologists found the first direct connection between how long a parent pays attention and the impact this has on their child’s concentration

Parents who look at their phones or get distracted when playing with their children may raise youngsters with short attention spans, research suggests.

Psychologists said they have found the first direct connection between how long a parent pays attention to a toy and the impact this has on their child’s concentration.

The study, published in the journal Current Biology, has implications for how a child goes on to perform at school, they added.

“When you’ve got someone who isn’t responsive to a child’s behaviour, it could be a real red flag for future problems”

Dr Chen Yu

The experts tracked the eye movements of 36 parents and their one-year-old children by using head-mounted cameras.

They did not tell parents what they were looking for in order to ensure they were as natural as possible with their children.

The study, from experts at Indiana University, showed that the longer a parent, and therefore their baby, paid attention to an object while playing, the longer the baby kept paying attention to it, even after a parent stopped.

The shortest attention spans in babies were among those whose parents got distracted and looked elsewhere, or sat back and did not play along.

The researchers also found that parents who tried to direct play – such as by holding out toys and naming them – had children with lower attention spans than those who let their children take the lead with playing.

Dr Chen Yu, who led the study, said: “The ability of children to sustain attention is known as a strong indicator for later success in areas such as language acquisition, problem-solving and other key cognitive development milestones.

“Caregivers who appear distracted or whose eyes wander a lot while their children play appear to negatively impact infants’ burgeoning attention spans during a key stage of development.

“When you’ve got someone who isn’t responsive to a child’s behaviour, it could be a real red flag for future problems.”

He said parents could “support and train” children to sustain attention through showing an interest in what their child is playing with.

“Because sustained attention matters to school success, this influence provides a way to understand individual differences in sustained attention and to potentially influence its development.”

Dr Linda Smith, co-author of the study, said: “Our study is one of the first to consider attention as impacted by social interaction. It really appears to be an activity performed by two social partners since our study shows one individual’s attention significantly influences another’s.”

Dr Yu said a lot of parents in the study who did play with their children were “trying too hard” and directing play.

“They were trying to show off their parenting skills, holding out toys for their kids and naming the objects. But when you watch the camera footage, you can actually see the children’s eyes wandering to the ceilings or over their parents’ shoulders — they’re not paying attention at all.”

Parents who had more success were those who let their children take the lead.

“These caregivers waited until they saw the children express interest in a toy and then jumped in to expand that interest by naming the object and encouraging play,” he said.

“The responsive parents were sensitive to their children’s interests and then supported their attention.”

When both parents and babies paid attention to a toy for more than 3.6 seconds, babies then continued looking at the object for 2.6 more seconds on average. This is four times longer than those whose parents lost interest in the toy.

Dr Yu said that when these extra seconds are magnified over a play session – and those play sessions occur daily for months during a critical stage in mental development – the effect is significant.

Dr Smith added: “This effect, day in and day out in an infant’s life, may be the source of strong skills in sustained attention and concentration.”

Source: http://www.telegraph.co.uk/news/2016/04/28/parents-who-constantly-check-mobile-phones-will-raise-children-w/

Sınıf ve Öğrenci Profilleri 

CLASS AND STUDENT PROFILES

Sınıf profilleri ve öğrenci profilleri geliştirmek öğretmenlerin her öğrencinin öğrenmesini ve başarılı olmasını sağlayan günlük değerlendirmeyi ve öğretimi planlamalarına yardımcı olmaktadır. Öğrenme için Evrensel Tasarım ilkelerine göre, sonuçta ortaya çıkan stratejiler ve yaklaşımlar “bazıları için gerekli ve herkes için iyidir.”

Developing class profiles and student profiles can help teachers plan daily assessment and instruction that enables every student to learn and achieve success. The resulting strategies and approaches are, according to principles of UDL, “necessary for some, and good for all”.

Okumaya devam et

3. SINIF ve FEN BİLİMLERİ

THIRD GRADE AND SCIENCE

Çocukları fen alanında geliştirmekle genel olarak etraflarındaki dünyaya dair kavramsal anlayışlarını derinleştirmek, bilimin nasıl uygulandığını daha iyi anlamalarını sağlamak ve bilimsel araştırma yapma yeteneklerini geliştirmek hedeflenmektedir. Yetişkinler destekleyici bir ortamla çocukların bu hedefleri gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Çocuklar daha iyi okumaya başladıkça ve dil becerileri geliştikçe, bilgileri çoğunlukla kavramları anlamadan ezberleyebilir hale gelirler. Ancak çocukların bilimi anlamak için sadece okuduklarına veya duyduklarına güvenmemeleri gerekmektedir. Artık çocuklardan olguları birinci elden araştırmalarını ve incelemelerini istemek daha erken yaşlardaki kadar önemlidir. Çocuklar dil becerilerini ne düşündüklerinden bahsederek ve düşüncelerini savunmak için deliller kullanarak anlayışlarını derinleştirmek için daha iyi kullanabilirler.

Okumaya devam et

1. SINIF ve YARATICI SANATLAR

FIRST GRADE AND CREATIVE ARTS

Resim                                                                                   

  • Farklı renkleri, şekilleri ve çizgileri bir araya getiren resimler yapar. Desenler yapmak için şekilleri düzenli bir biçimde yerleştirebilir (örneğin; bir kesik veya yırtık kağıt kolajı yapar). İki boyutlu veya üç boyutlu sanat çalışmaları yapmak için çeşitli materyalleri kullanabilir (örneğin; sulu boyayla kolajı birleştirir, kartondan yaratıcı bina maketleri yapar). Sanat eserleri için fikirler üretir. Kendi başına yeni aktiviteler deneyerek daha bağımsız olmaya çalışır. Sık sık başkalarının nesnelerin resmini gerçekçi yapma yeteneğini takdir eder.
  • Resim materyalleri (boya, kil, ağaç, video bantı gibi), teknikleri (üst üste koyma, gölgeleme, büyüklüğünü ve rengini değiştirme gibi) ve basit süreçler (yaratım sürecinin bir parçası olarak materyallerin eklenip çıkarıldığı eklemeli ve çıkarmalı heykel gibi) arasındaki farklar hakkındaki bilgisini geliştirir. Resim araç-gereçlerini gittikçe daha güvenli ve sorumlu bir biçimde kullanabilir. Farklı materyallerin, tekniklerin ve süreçlerin nasıl farklı tepkilere neden olduğunu basit bir dille tanımlar (örneğin; “Resimdeki mavi renk bana kendimi üzgün hissettiriyor” der). Resmin yapıları ve işlevleri ile anlamı aktarmak için kullanılan araçlar ve teknikler hakkında temel tercihlerde bulunur (örneğin; köpek resmi yapmak için kurşun kalem ve kağıt seçer).
  • Aileleri ve grupları gösteren resimleri sık sık seçer.
  • Farklı araçlar kullanarak bir resim çalışmasındaki basit fikirleri bulur (örneğin; “Bu bir çocukla köpeğinin resmi.” der). Doğadaki ve yapay çevredeki renk, doku, şekil, çizgi ve vurguyu belirler. Düşünceleri, deneyimleri ve hikayeleri anlatmak ve resme bakanda farklı tepkiler uyandırmak için farklı araçların (yağ, sulu boya, taş, metal gibi), tekniklerin ve süreçlerin kullanılabileceğini fark eder. Farklı kompozisyon ve ifade özelliklerinin (neşe, hüzün veya öfke duyguları uyandıran renkler veya konular gibi) ve düzenleme özelliklerinin (tekrar, denge, vurgu, zıtlık, bütünlük gibi) resme bakan kişide farklı tepkiler doğurduğunu fark eder.
  • Tarih, kültür ve görsel sanatların birbirini etkileyebileceğini bilir. İnsanların deneyimlerinin (örneğin; kültürel geçmiş, insan ihtiyaçları) belli sanat eserlerinin gelişimini nasıl etkileyebileceğini bilir. Toplumdaki sanatçıların ayırt edici rollerini belirler (örneğin; “Sanatçılar bakacağımız ve üzerinde düşüneceğimiz şeyler yaratır.” der).
  • Aileleri ve grupları gösteren sanat eserlerini sık sık tercih eder. İmgeyle ilgili olan veya olmayan kişisel sanat çalışması hakkında fikirlerini ifade edebilir (örneğin; şematik bir çizimi (baş ve gövde için birer yuvarlak, çizgiden kollar ve bacaklar) köpeğinin yemek yerken ki resmi olarak tanımlar). Sanat eserlerini sevdiği ve sevmediği yanları bakımından tartışır. Arkadaşlarının ve başkalarının orijinal sanat çalışmaları, protfolyoları ve sergileri hakkındaki basit düşünceleri belirler (örneğin; “Çiçek resmi yapmış.” der).Görsel sanat çalışmaları yapmanın çeşitli amaçlarını bilir (örneğin; kendini ifade etmek için, bir fikri aktarmak için, ritüellerde ve kutlamalarda, vs). Belli sanat eserlerine karşı farklı tepkiler verildiğini bilir (örneğin; bir kişi Monet’nin nilüfer tablosunu güzel bulurken, başka biri çirkin bulabilir).
  • Görsel imgeleri metin tanımlarına göre çizer ve tartışır. Görsel sanatlarda tasvir edilen bazı edebi ve tarihi konuları belirler. Görsel etkiler yaratmak için ışığı ve renk yelpazesini dener. Artistik tasarımlar yapmak için temel geometrik şekillerle çalışır.

Okumaya devam et

Fen Bilgisi Öğretiminin Esasları Ve K-12 Fen Bilgisi Öğretiminde Kavramsal Değişiklikler

The Essentials And Conceptual Shifts In K-12 Science Education

Eğitim bilimin öğretebileceği en önemli dersi –şüphecilik- vermekte ciddi anlamda başarısız oldu.  – David Suzuki

Önyargıları Ele Almak

Öğrenciler derse dünyanın nasıl işlediğine dair kendi fikirleriyle gelirler. Bu önyargılar öğrencilerin kendi gözlemleri de dâhil olmak üzere çeşitli kaynaklardan geliyor olabilir.  Bazı eksik fikirler yetişkinlikte de önyargı olarak kalır.

Addressing Preconceptions

Students enter the classroom with their own ideas about how the world operates. These preconceptions may come from a variety of informal sources, including students’ own observations. Some incomplete ideas persist as misconceptions into adulthood.

Bilim “Yapmak”

Bilim süreçleriyle ilgili önyargılar, genellikle süreçler kendi içinde bir amaç olduğu, bilimin temel kavramlarından ayrıldığı durumlarda ortaya çıkarlar. Öğrencilerin bilim “yapmayı” öğrenmesi için gözlem, hayal etme ve akıl yürütmenin rollerini anlamaları gerekmektedir.

Okumaya devam et

Farklı Düşünme ve Öğrenme Türleri: Bilişsel Alan

Different Kinds Of Thinking And Learning: The Cognitive Domain

Bilişsel kuram ve eğitim alanındaki araştırmacılar 1950’lerden beri Bloom’un (1956) öğrenme sınıflamalarını kullanmaktadırlar. Bazı önemli çalışmalarda Bloom ve arkadaşları üç öğrenme alanı tespit etmiştir:  bilişsel alan, duygusal alan, psikomotor alan.

Since the 1950’s, researchers in cognitive theory and education have used Bloom’s (1956) taxonomies of learning. In a number of landmark papers, Bloom and colleagues identified three learning domains:  the cognitive domain, the affective domain, the psychomotor domain.

Bilişsel alan her türlü düşünmeyi kapsamaktadır. Duygusal alan hisleri, duyguları, tutumları, değerleri ve motivasyonları kapsamaktadır. Duygusal alandaki seviyeler farkındalıktan davranışlara ve kararlara yön veren değerlere bağlılığa kadar çeşitlilik göstermektedir.  Psikomotor öğrenme alanı fiziksel hareket, koordinasyon, motor ve duyusal becerileri kapsamaktadır.

Okumaya devam et

Farklı Düşünme ve Öğrenme Türleri: Duygusal Alan

 

Different Kinds Of Thinking And Learning: The Affective Domain

Krathwohl ve ark. (1964) Bloom’un ve başkalarının duygusal alan dedikleri şeyi tanımlayan çığır açıcı bir kitap yazmışlardır. Duygusal alan, temel düşünmenin yanı sıra öğrenmeyi sınırlayan veya geliştiren her şeyi içermektedir. Duygusal alan bir hissi, duyguyu veya kabul veya reddetme derecesini vurgulayan öğrenme hedeflerini tanımlamaktadır. Duygusal özellikler dikkatini vermek gibi basit özelliklerden kişilik ve vicdan gibi karmaşık özelliklere kadar çeşitlilik göstermektedir.

Okumaya devam et

Science, Math, and Technology Video Sites

Green Energy TV: On Green Energy TV, you’ll find learning resources and videos for the green movement, including a video version of the children’s book Living Green: A Turtle’s Quest for a Cleaner Planet.

BioInteractive: Find free videos and other resources for teaching “ahead of the textbook” from BioInteractive, part of the Howard Hughes Medical Institute.

ARKive: Share images and videos of the world’s most endangered species with your students, thanks to ARKive. These wildlife films and photos are from some of the world’s best filmmakers and photographers, sharing stunning images that everyone can appreciate.

MathTV: Students who need extra help with math can find support on MathTV. This site offers videos explaining everything from basic mathematics all the way to trigonometry and calculus.

Okumaya devam et