Kişiye Özel Hareket Edin Ve Öğrencilerin Dijital Bilgilerinden Yararlanın

Get personal and Tap into students’ digital expertise

Kişiye özel hareket edin

Get personal  

İngiltere’de, “özel eğitim gereksinimi” olan bir çocuktan bahsettiğimizde tanı konulmuş öğrenme zorluğu olan çocukları kastediyoruz. Fakat aslında herkesin “özel eğitim gereksinimleri” var: sorunlara kendimizce yaklaşıyoruz, kavramları kendi hızımızda anlıyoruz ve farklı geribildirimlere farklı karşılıklar veriyoruz.

In England, when we talk about a child with ‘special educational needs’, we are referring to a child with diagnosed learning difficulties. But the fact is that everybody has ‘special educational needs’: we approach problems in our own way, grasp concepts at our own pace, and respond differently to different kinds of feedback.

İyi öğretmenler bunu daima dikkate alırlar ama geleneksel okulların yapısı öğretmenlerin öğrenimi kişiye özel hale getirme derecesini sınırlamaktadır. Çoğu okulda herkes aynı şeyi aynı şekilde işlemektedir. Genel olarak, kişiye özel olan öğrencilerin ne kadar anlamasının beklendiğidir. Bunun nedeni, bir öğretmenin büyük bir sınıfa materyal sunup sonra öğrencilerin her birinin bu materyali uygulamak üzere ne kadar öğrendiklerini ölçtüğü için her öğrenciye uygun kişisel bir öğrenim süreci sunacak yeterli zamanın olmamasıdır. Bununla birlikte, bu anlayış (tamamen olmasa da) kısmen dijital teknoloji sayesinde değişmeye başlamaktadır.  Dijital teknoloji öğretmenlerin öğrencilerin gelişimini not vermeye saatlerce vakit harcamadan sürekli izlemelerini sağlamakta – ve böylece kişiye özel öğrenme olanakları yaratmaktadır.

Good teachers have always taken account of this, but the structure of conventional schools limits the extent to which they can personalise learning. In most schools everyone studies the same thing, at the same time, in the same way. What is personalised, generally, is how much they are expected to understand. This has come about because when one teacher is presenting material to a large class and then personally gauging how much of it each of them has learned to apply, there is not enough time to provide each student with a course of learning tailored uniquely to suit them. However, this is beginning to change, partly (though not entirely) because of digital technology. Digital technology allows teachers to keep track of students’ progress all the time without spending hours on marking – thereby creating unprecedented opportunities for personalised learning.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri ABD, New York Citiy’de pilot denemesi yapılan bir matematik programı olan School of One’dır. Her sabah, her öğrenciye ders anlatımı, seminerler, küçük tartışma grupları, bilgisayar oyunları ve öğretmenle birebir oturumlar içeren ısmarlama bir ders “listesi” verilir. Bu listeleri hazırlamak için kimsenin zaman harcamasına gerek yoktur: listeler her öğrencinin bir önceki güne ait performans değerlendirmelerine göre bilgisayarda hazırlanır. Böylece, öğrenciler akranlarıyla grup olarak öğrenmenin avantajlarından faydalanırken kendilerine özel bir program takip ederler. Bu arada, (not verme yükü ve planlama zamanı azalan) öğretmenleri projeler tasarlamaya ve öğrencilerle küçük gruplarda birebir çalışmaya daha çok zaman ayırabilmektedir.  Bu örnek, bilgisayarların öğretmenlerin öğrenimi kişiye özel hale getirmesine yardım etme potansiyeliyle ilgili uç bir örnek ama yeni teknolojiden yararlanan okul örneklerinden sadece bir tanesi.

One of the most dramatic examples of this is School of One, a maths programme being piloted in New York City, USA. Each morning, every student is given a bespoke ‘playlist’ of classes, which includes lectures, seminars, small discussion groups, computer games and one-on-one sessions with staff. Nobody needs to spend any time producing these playlists: they are generated by computers based on each student’s performance on assessments at the end of the previous day. This way, students pursue personalised curricula, while getting the benefits of learning in groups with their peers. Meanwhile, their teachers (whose marking load and planning time are radically reduced) are able to devote more time to designing projects and working with students one-on-one and in small groups. This is an extreme instance of the potential for computers to help teachers personalise learning, but it is only one of many examples of schools taking advantage of new technology.

Proje tabanlı öğrenme daha radikal kişiye özelleştirme imkânları sağlamaktadır çünkü öğrencilerin kendileri için anlamlı olan çalışmalar yapmak için isteklerini, ilgi alanlarını ve becerilerini kullanmalarını sağlamaktadır. Bu yöntem işe yaramaktadır çünkü her projenin öğrencilerin kendileri için kişiselleştirebilecekleri birkaç “tartışılmazı” ve bazı unsurları vardır – proje tabanlı öğrenmede çalışmaları kişiye özel hale getirmek öğretmenlerin değil, öğrencilerin sorumluluğudur.

Project-based learning offers even more radical opportunities for personalisation, because it allows students to draw on their passions, skills, and interests in order to create work that is meaningful to them. This works, because every project has a few ‘non- negotiables’ and a host of elements that students can personalise for themselves – in project-based learning it is the students, not the teachers, who are responsible for personalising the work.

İngiltere, Greater Manchester’daki Matthew Moss Lisesi’nde öğrenciler projelerini kendi isteklerine göre tasarlamakta, planlarını öğretmenlerinin ve akranlarının yardımıyla gözden geçirmektedir – öğrenciler tarafından yürütülen bu projeler arasında mancınık yapma, “en başından itibaren” tişört tasarlama ve yapma, parçalardan bir araba motoru yapma, netbol maçında hakemlik yapma (bu proje ağır öğrenme güçlüğü çeken bir öğrenci tarafından seçilmiştir) gibi projeler yer almaktadır. Bazı öğretmenler bu “istek odaklı” öğrenmeye karşı daha yapılandırılmamış bir yaklaşım benimsemektedir. Örneğin; öğrencilere günün başında ellerindeki tüm kaynakları kullanarak neyle ilgileniyorlarsa onu yapmaları için yarım saatlik bir “serbest zaman” vermektedirler.

At Matthew Moss High School in Greater Manchester, UK, students design their own projects, based on their own passions, refining their plans with help from their teachers and peers – these student-led projects have included building a catapult, designing and making t-shirts ‘from scratch’, building a car engine from parts, and refereeing a netball match (this last one chosen by a student with severe learning difficulties). Some teachers are taking a more unstructured approach to this ‘passion-driven’ learning, for example by giving students half an hour of ‘independence time’ at the start of the day to pursue whatever they are interested in, using all the resources available to them.

Dijital teknoloji, proje tabanlı öğrenme ve istek odaklı öğrenme öğrencilerin okulda kendileri için önemli olan çalışmaları yaptığı, öğrencilerin bilmeleri gereken kavramları ilerleme kaydettikçe öğrenmelerini ve her öğrencinin bu kavramları ne kadar sürede olursa olsun iyice öğrenmesini sağlayan sık (ama örtülü) değerlendirmelerle destekleyen tamamen farklı öğrenme şekillerine işaret etmektedir.

Digital technology, project based learning and passion driven learning point the way to completely different ways of learning in school, in which students do work that matters to them, underpinned by frequent (but unobtrusive) assessment that ensures that they are learning the concepts they need to know as they progress, and that every student can attain mastery of these concepts, however long it takes them to do so.

Öğrencilerin dijital bilgilerinden yararlanın

Tap into students’ digital expertise

İş yerinde size biraz araştırma yapmanızı gerektiren acil bir iş verildiğini farz edin. Maalesef  sadece 60 dakikalık bilgisayar erişiminiz var ve bu erişim hakkı dört saat sonra başlıyor. Akıllı telefonunuz var ama bu telefonu binada kullanmanız yasak. Ne yaparsınız? Bu bağlamda yapılacak herhangi bir işin kapsam ve doğruluk bakımından eksik olacağı açık.

Imagine you have been given an urgent task to do at work which requires a bit of research. Unfortunately, you only have 60 minutes of scheduled computer access, and it doesn’t begin for another four hours. You have a smartphone, but you’re not allowed to use it in the building. What do you do? It seems obvious that any professional work produced in this context would be lacking in scope and accuracy.

Teknoloji gerçek dünyada bilgiyle olan ilişkimizi kökten değiştirdi ve artık bilgiye her yerden ve her zaman erişmeyi doğal karşılar olduk. Bu teknoloji hayatlarının doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak büyüyen gençlerde daha da belirgin. Bugünün öğrencileri bilgiyi doğal olarak sorguluyor, araştırıyor ve sentezliyorlar. Bu beceriler herhangi bir derslikte çok etkili olarak kullanılabilir.

Technology has revolutionised our relationship with information in the real world, and we take for granted our ability to access it anywhere, at any time. This is even more pronounced for young people who have grown up with technology as an integral and ever-present part of their lives. Today’s students are natural investigators, researchers and synthesisers of information. These skills can be put to powerful use in any classroom.

Örneğin, ABD, Philedelphia’daki Bilim Liderliği Akademisinde öğrenciler tekrar materyalleri, videolar ve diğer okulların kendi öğrenimleri için katkıda bulunup kullanabilecekleri tartışma ve makale linkleri içeren Facebook fen grupları oluşturmaktadırlar. Online sohbet, anında mesajlaşma ve e-mail öğrenci-öğretmen ilişkisini güçlendirmeye yardımcı olabilir; Twitter etiketleri ise öğrencilerin fen deneylerinde ve saha gezilerinde gözlemlerini sıralamalarını sağlamaktadır. Blog siteleri öğrencilerin geleneksel öğrenci ve sınıf arkadaşı hedef kitlesinin ötesindeki öğrenci çalışmaları için anında hedef kitlesi teşkil etmektedir.

For example, at the Science Leadership Academy in Philadelphia, USA, students run Facebook science groups containing revision material, videos, links to articles and discussions to which other schools can contribute and use for their own learning. Online chat, instant messaging and email can help to strengthen the student-teacher relationship, while Twitter hashtags allow students to collate observations during science experiments and field trips. Blogging sites provide an immediate audience for students’ work that goes far beyond their traditional audience of teachers and classmates.

İngiltere, Nottignham’daki Heathfield İlkokulunda beş yaş kadar küçük yaş grubundaki öğrenenler dersleriyle ilgili blog yazmakta, haftanın blogu ödülü için yarışmakta ve dünyanın her yerinden öğrencilerle iletişim kurmaktadırlar. Bazı okullar öğrencilerin sınıfta telefon kullanmasına günlük yaşamda kullandıkları iletişim ve araştırma yöntemlerine faydalı olduğu ve pahalı dizüstü bilgisayarı ihtiyacını ortadan kaldırdığı için izin vermektedir.

At Heathfield Primary School in Nottingham, UK, learners as young as five blog about their lessons, compete for a blog of the week prize and communicate with students around the world. Some schools are allowing students to use their phones in classrooms, harnessing the communication and research methods that they use in their everyday lives and removing the need for expensive laptops.

Texas, Lewisville’deki okullar öğrenme aracı olarak telefon kullanımını Kendi Telefonunu Getir adlı bir programla desteklemektedir.

Schools in Lewisville, Texas, encourage the use of phones as learning tools through a Bring Your Own Technology programe.

Ders boyunca, öğrenciler etkileşimli beyaz tahtalarda tüm sınıfın görebileceği şekilde gösterilen sorular ve yorumlar yazmaktadırlar. Bu uygulama öğrencileri tartışmaya ve sözlü çalışmalarda kendine güvenmeyen veya “saçma” sorular sormaktan korkan öğrencilere kendilerini ifade edebilecekleri bir platform vermektedir.

During class, students text questions and comments which are displayed on interactive whiteboards for the whole class to see. This encourages debate and gives a platform to students who lack confidence in verbal discussions or worry about asking ‘stupid’ questions.

Danimarka’daki Ørestad Gymnasium gibi teknoloji ve pedagojinin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu okullarda öğretmenler öğrencileri öğrenmek için teknolojiyi kullanma –kaynakların güvenilirliğini değerlendirme ve uygun araştırma araçlarını kullanarak karmaşık problemleri çözme gibi beceriler geliştirerek – konusunda eğitmeye zaman ayırmaktadır. Teknolojiyi seçme ve kullanma sorumluluğu çalışmalarını öğrendiklerini en iyi şekilde gösterdiğini düşündükleri formatta –ses, metin, görüntü ve videoyu birleştiren proje podcastleri oluşturmak gibi –sunan öğrencilerin elindedir. Dersleri ve fen deneylerini daha sonra izlemek ve tekrar etmek üzere kaydetmek için akıllı telefonlar kullanılır.

At schools like Ørestad Gymnasium in Denmark, where technology and pedagogy are inextricably linked, teachers devote time to educating students on the use of technology in learning – developing skills such as assessing the credibility of sources and solving complex problems by utilising the appropriate research tools. The responsibility for choosing and using technologies is in the hands of students, who present work in whichever format they believe best showcases their learning – including creating project podcasts combining audio, text, images and video. Smartphones are used to record lessons and science experiments for later editing and review.

Öğrencilerin zaten bilgi sahibi oldukları teknolojileri kullanmak bağımsız, sorgulamaya dayalı öğrenme ve akran işbirliğini desteklemekte, yazılı çalışma standartlarını yükseltmekte ve anında ve yansıtıcı değerlendirme sağlamaktadır. Öğrenci katılımını ortaya çıkarma potansiyeli de çok yüksektir. Teknolojiyi öğrenme deneyimleriyle entegre ederek okulu öğrencilerin hayatına daha çok entegre edebilir, böylece öğrencilerin okul içindeki ve dışındaki öğrenime daha çok katılmalarını sağlayabiliriz.

Using technologies in which students are already well versed is a powerful way to support independent, enquiry-based learning and peer collaboration, increase standards of written work and allow for instant and reflective forms of assessment. It also has huge potential for unlocking student engagement. By integrating technology into learning experiences, we can better integrate school into students’ lives, which means students are more engaged in their learning inside and outside of school.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s