Küçük Yaşta Yabancı Dil Öğrenimi

Jeannette Vos Ed.D.

Senelerce okul öncesi dönemindeki çocuklara yabancı dil öğretmenin nafile bir uğraş olduğu düşünüldü. Ancak, yapılan çalışmalar bir çocuğun başka bir dil öğrenebilmesi için en uygun zamanın hayatının ilk üç-dört yılı olduğunu göstermektedir. İşte çocukları erken yaşta ikinci dil öğrenimine maruz bırakmanın bazı önemli nedenleri:

Yetişkinler çoğunlukla doğal olmayan ortamlarda dil öğrenmeye çalışırlar. Örneğin; çoğu kişi Fransızca fillieri ezbere söyleyebilir: je suis, tu es, il est, elle est, nous sommes, vous êtes, vb. Fakat Fransa’ya gittiklerinde doğal ortamda Fransızca konuşmakta zorlanırlar. Bununla birlikte, insanlar bir dile çocuklar gibi oyun ve keşfetme yoluyla tamamen kendilerini kaptırdıklarında, dili çabuk ve daha kolay öğrenebilirler. Bu yüzden dil öğrenirken ne kadar çocuksu olrusak, o kadar kolay öğreniriz.

Çok yönlü bir ortamda büyüyen çocuklar dört yaşına gelene kadar en az 2,000 tane temel kelime öğrenirler. Bebeklerin konuşmayı nasıl öğrendiklerini gözlemlemek doğal öğrenenler olduklarını kanıtlamaktadır. Bebekler yaşamlarının ilk altı ayı boyunca dünyadaki tüm dilleri oluşturan 70 sesi kullanarak agularlar. Sonra, çevrelerindin ve en önemlisi ebeveynlerinden ve bakıcılarından aldıkları sesleri ve kelimeleri kullanarak konuşmayı öğrenirler. Bebeğin beyni daha sonra duymadığı dilleri konuşma yeteneğini kullanmayacaktır. (Kotulak, 1996).

Okulöncesi Dönemi Son Derece Önemlidir

Inside the Brain’in yazarı Ronald Kotulak: “Bu dönemde ve özellikle de yaşamın ilk üç yılında düşünme, dil, vizyon, tutum, yetenek ve diğer özelliklerin temeli atılır. Dolayısıyla, en önemli yıllarında, ikinci bir dil öğrenmenin birinci dili öğrenmek kadar kolay olduğu dönemde doğal öğrenme yeteneğini kullanmamak bir kayıptır.

Öğrenme yeteneğinin yüzde 50’si yaşamın ilk yıllarında ve yüzde 30’u sekiz yaşına kadar geliştiği için erken çocukluk dönemi programları erken öğrenme ve gelişimi destekleyebilir. Ancak bu kişinin zekası, erdemi veya bilgisinin yüzde 50 ila 80’inin erken çocukluk döneminde oluştuğu anlamına gelmez. Burada kastedilen çocukların yaşamın ilk yıllarında beyindeki başlıca öğrenme yollarını oluşturduklarıdır (Bloom, 1964). Beyinde başlıca altı yol vardır. Bunlar görerek, işiterek, tadarak, dokunarak, koklayarak ve yaparak öğrenme yollarıdır (Dryden & Vos, 1997). Yaşamın daha sonraki dönemlerinde bir bireyin öğrendiği her şey bu ilk yıllarda kazanılan bilgilerden türeyecektir.

Beynin Gelişim Evreleri (Dryden & Vos, 1997)

 

Birinci Ay – Bebeğin duyuları çevreye tepki verdikçe, bebek saniyede üç milyara kadar çıkabilen olağanüstü bir oranda yeni sinaptik bağlantılar geliştirir (Kotulak, 1996). Bebeğin deneyimlediği herşey beyin tarafından emilir ve hafıza hücrelerinde depolanır.

 

İlk Altı Ay  – Bebekler dünyanın tüm dillerindeki sesleri kullanarak agularlar. Bununla birlikte, bir çocuk sadece çevresinden aldığı sesleri ve kelimeleri kullanarak konuşmayı öğrenir. Çocuk duymadığı dillerde konuşma yeteneğini kullanmaz.

 

Sekiz Aylık – Bir bebeğin beyninde yaklaşık 1,000 trilyon bağlantı vardır. Çocuk tüm duyularıyla uyarılmazsa bu bağlantıların sayısı azalmaya başlar.

10 Yaş Civarı – Ortalama çocukta bağlantıların yaklaşık yarısı ölmüştür. Beş yüz trilyon bağlantı bireyin yaşamı boyunca devam edecektir.

12 Yaşına Kadar – Beyin artık bir sünger gibidir. Düşünme, dil, vizyon, tutum, yetenek ve diğer özelliklerin temeli bu dönemde atılır. Bu gelişim evresinden sonra pencereler kapanır; beynin temel mimarisi tamamlanmıştır (Kotulak,1996). Bu nedenle, bu önemli yıllarda yabancı dil öğrenmek daha kolaydır.

Küçük Göçmen Çocukları Örneği

Ne yazık ki, çoğu Amerikan okulunda yabancı dil eğitimi lisede verilmektedir. Pediatrik nörolog Harry Chugani’ye göre, yabancı dil öğretimi okul öncesi dönemde, öğretmenlerin çocuğun öğrenme isteğini ve yeteneğini en üst düzeye çıkarabileceği dönemde başlamalıdır. Bir öğrenci liseye gelene kadar, en ideal öğrenme dönemi bitmektedir. Okul öncesi dönemindeki yabanci dil eğitiminin başarısı İsveç’teki göçmen çocuk yuvaları ziyaret edilerek gözlemlenebilir. Bu okullarda üç farklı dili akıcı bir biçimde konuşan üç yaşındaki çocuklar göreceksiniz (Dryden & Vos, 1997). Aslında, İsveç dünyada okuma yazma oranının en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Çok sayıda insan farklı diller konuşuyor, özellikle de dili hızlı öğrendikleri göçmen kapmlarında kalanlar. Peki bu nasıl oluyor? Duyusal uyarımları kullanıyorlar ve dil öğrenimini oyunla birleştiriyorlar.

 

Beyin Araştırmaları Dil Öğrenimiyle İlgili Gelişim Evrelerini Doğruluyor

Her sağlıklı çocuk 100 milyar beyin hücresiyle doğar ve her hücre 20,000’e kadar bağlantı kurar.  Bu beyin hücreleri bağlantı kurup kurmaması veya ölüp ölmemesi çocuğun zengin bir çevrede yaşayıp yaşamamasına bağlıdır (Buzan, 1984; Diamond, 1988; Ornstein, 1984, 1986).

Zengin çevre nedir? Zengin bir çevre çok fazla duyu uyarımı sağlayan çevredir. California Berkeley Üniversitesi’nde beyin araştırmacısı olan Marian Diamond dünyanın en zeki farelerini yetiştirmiştir. Fareleri oyunlar, yap-bozlar, aynalar, renkler ve kumaşlarla dolu kafeslere koyduğunda, fareler daha fazla beyin dokusu üretmiştir. Fareleri zengin olmayan kafeslere koyduğunda ise beyinleri küçülmüştür (Diamond, 1988).

Çocuklarınıza İkinci veya Üçüncü Bir Dili Nasıl Öğretebilirsiniz?

Bebekler dinleyerek, görerek, taklit ederek ve yaparak öğrenirler. Bu yüzden başından itibaren onlarla konuşun. Onlara ne yaptığınızı anlatın. Onlara başka dilde tekerlemeler, şarkılar, oyunlar ve sayı saymayı öğretin. Eğer siz başka bir dil bilmiyorsanız, kasetler alın. Evde yabancı bir öğrenci ağırladığınızı farz edin. En önemlisi, öğrenmeyi eğlenceli hale getirin (Jensen, 1994; Dryden & Vos, 1997; Dryden & Rose, 1995).

 

Eğlenmek Neden Önemli?

Beynimizin içinde dört beyin var: alt beyin, duygusal beyin, “küçük beyin” ve düşünen (Jensen, 1994; Dryden & Vos, 1997; MacLean, 1990). Bazen alt beyin diye de adlandırılan beyin sapı, vücudumuzun nefes almak gibi istemsiz fonksiyonlarının birçoğunu kontrol eder. Duygusal beyin beynin merkezinde yer almaktadır ve hafızayı içermektedir. Bu nedenle, öğrenmek duygulara hitap ediyorsa veya eğlenceliyse daha kolaydır. Aslında, öğrenmenin yolu duygulardan geçmektedir (Jensen, 1994; MacLean, 1990; Dryden & Vos, 1997).

“Küçük beyin” de denen beyincik vücudun dengesini kontrol eder ve tüm beynin küçük bir kopyasıdır. Bu bölüm beyindeki nöronların oluştuğu tek yerdir. Nöronlar beynin diğer tüm bölümlerinde kullanılmazlarsa ölürler. Beyin sağlığımızı korumak için nöronları kullanmak zorundayız (Jensen, 1994; Dryden & Vos, 1998).

Öğrendiğimiz dil ile ilgili düşünce beynin neresinde gerçekleşir? Korteksimizde, düşünen beynimizde, motor korteksi ve duyu korteksi yer alır. Kortekste çeşitli zeka merkezleri vardır. Harvard’lı psikoloji uzmanı Howard Gardner uzun yıllar insan beynini ve beynin eğitim üstündeki, dil öğrenimi üstündeki etkisini incelemiştir. Gardner dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-mekansal, sosyal, içsel, müziksel, bedensel-kinestetik ve doğa olmak üzere çeşitli zeka türlerine sahip olduğumuzu ifade etmektedir (Gardner, 1983; Gardner, 1998). (Bk. “Howard Gardner’ın Çoklu Zeka Türleri”)

Howard Gardner’ın Çoklu Zeka Türleri (1983 ve 1998)

Dilsel Zeka:  Kelimelerle okuma, yazma ve iletişim kurma yeteneği.

Mantıksal-Matematiksel Zeka:  Akıl yürütme ve hesaplama yeteneği.

Müziksel Zeka:  Bestekârların ve başarılı müzisyenlerin müziksel yeteneği çok gelişmiştir.

Görsel-Mekansal Zeka: Mekanda konumlandırma yeteneği. Bu zeka türü mimarlar, ressamlar ve pilotlar tarafından kullanılmaktadır.

Görsel Zeka: Görsel olarak hatırlama ve hayal gücünü kullanma yeteneği.

Kinestetik Zeka: Dansçı ve atletlerin kullandığı fiziksel zeka.

Sosyal Zeka: Satış elemanları ve motive edici kişiler tarafından kullanılan başkalarıyla ilişki kurma yeteneği.

İçsel Zeka: Kişinin hislerini, ihtiyaçlarını ve isteklerini bilme yeteneği.

Doğa Zekası: Doğayı inceleyerek öğrenme yeteneği.

Peki tüm bu zeka türlerinin ikinci veya üçüncü dil öğretimi ile ne ilgisi var? İşte çocuklara ikinci bir dil öğretirken kullanabileceğiniz bazı ipuçları:

Yaparak öğrenme. Bakkalcılık oynayın, yiyecek bir şeyler hazırlayın veya yürüyüşe çıkın. Bu aktiviteleri yaparken çocuklarla etkileşim kurduğunuzda ikinci veya üçüncü bir dil konuşun (Dryden & Rose,1995).

Resimler ve seslerle pekiştirme. Bir resim göstererek ve eğlenceli bir biçimde dilin seslerini söyleyin. “Elmanın “E”si gibi. (Dryden & Rose, 1995; Dryden & Vos,1997).

Öğrenme eğlenceli olmalı. Dil öğrenmek ne kadar eğlenceli olursa, çocuklar da dil öğrenmeyi o kadar çok isteyecektir. Duygusal bağ yarattığı için ve öğrenmenin yolu duygulardan geçtiği için oynayarak öğrenmek en iyi öğrenme yoludur (Jensen, 1994; Dryden & Vos, 1997; Dryden& Rose, 1995).

Rahat ama çabalayarak öğrenme. Çocukları asla strese sokmayın. Araştırmalar öğrenme sorunlarının yüzde 80’inin stresle ilgili olduğunu göstermektedir (Stokes & Whiteside, 1984).

Müzikle ve ritmle öğrenme. Müzik beynin tamamını kullanmanın yollarından biridir. Küçükken öğrendiğiniz şarkıları hala hatırlıyor musunuz? Çoğu insan hatırlar çünkü müzikle birleşen şarkı sözlerini öğrenmek daha kolaydır (Lozanov, 1978; Campbell, 1997; Brewer & Campbell, 1998).

Hareketlerle öğrenme – beden ve aklı birlikte kullanma. Beyin ve vücut birdir. Ancak, geleneksel eğitim sistemi öğrencileri bütün gün oturmaya mecbur etmektedir. Artık öğrenirken hareket ettiğimizde daha çok öğrendiğimizi biliyoruz. Çocukları ikinci veya üçüncü bir dil öğrenirken dans etmeye ve ritme göre hareket etmeye teşvik edin (Gardner, 1983; Doman,1984; Dryden & Vos, 1997).

Birbiriyle konuşarak öğrenme. Mesela bir yemekte çocukların birbiriyle konuşarak pratik yapmalarını sağlamak harika bir öğrenme yoludur. (Gardner, 1983; Dryden & Vos, 1997).

Düşünerek öğrenme. Öğrenmeleri için çocuklara zaman vermek önemlidir. Dil öğreniminin pasif bir dönemi vardır. Çocuklar dili önce özümserler. Sonra konuşmaya başlarlar (Krashen, 1992).

Sayılarla kelimeleri eğlenceli bir şekilde ilişkilendirme (Dryden & Rose, 1995). “Ne kadar çok bağlantı kurarsanız, o kadar çok öğrenirsiniz. ” (Vos, 1997). İkinci bir dil öğrenirken sayılar ve yeni kelimeler gibi herşey ilişkilendirilebilir (Dryden & Vos, 1997).

Dokunarak öğrenme (Dryden & Rose, 1995). İkinci dilde parmak oyunları oynayın. “Mini mini örümcek” derken, örümcek tırmanıyormuş gibi bir elinizdeki parmakları diğer elinizdekilere dokundurun.

Tadarak öğrenme (Dryden & Rose, 1995). Çocuklara yemek yedirerek ve yediklerinin öğrendikleri dildeki adını söylettirerek dil öğreniminden keyif almasını sağlayın.

Koklayarak öğrenme (Dryden & Rose, 1995). Koklama oyunları oynayın. Nesneleri bir çuvala koyun ve çocuklara çuvalın içinde ne olduğunu tahmin ettirin. Kelimeleri öğrendikleri yeni dilde söylemeye teşvik edin.

Tüm dünyayı sınıfınızmış gibi kullanma (Dryden & Vos, 1997). Her şeyi bir öğrenme deneyimine çevirin. Portakalları sayarken, yaprakları karşılaştırırken, farklı kuşları, yiyecekleri veya çocukların ilgisini çekecek herhangi bir şeyi sınıflandırırken yeni bir dil öğrenebilirsiniz.

Sonuç

Sonuç olarak, sanırım aşağıdaki alıntılar her şeyi en iyi şekilde özetliyor.

Harvard Üniversitesi eski profesörlerinden Burton L. White (1994): “Eğitimin dört dayanak noktasının –dil gelişimi, merak, zeka ve sosyallik – her biri sekizinci aydan iki yaşına kadarki dönemde bir risktir.”

Hızlandırılmış öğrenme eğitmeni Tony Stockwell: “Bir şeyi hızlı ve etkili bir biçimde öğrenmek için, öğrendiğiniz şeyi görmeniz, duymanız ve hissetmeniz gerek” (Dryden & Vos, 1997).

Educating the Possible Human’ın yazarı Jean Houston (1997): “Çocuklar dans ederek, tadarak, dokunarak, görerek ve bilgiyi hissederek herşeyi öğrenebilirler” (Dryden & Vos, 1997).

Bloom, B.S. (1964). Stability and Change in Human Characteristics. New York: Wiley. Brewer, C., & Campbell, D. (1998). Rhythms of Learning. Tucson: Zephyr.

Campbell, D. (1997). The Mozart Effect. New York: Avon. Diamond, M. (1988). Enriching Heredity. New York: Macmillan.

Doman, G. (1984). Teach your Baby to Read. Philadelphia: The Better Baby Press. Dryden, G. & Vos, J. (1997). The Learning Revolution. Auckland, NZ: The Learning Web. Dryden, G. & Rose, C. (1995). Fundamentals. United Kingdom: Accelerated Learning Systems. Gardner, H. (1983). Frames of Mind. Basic Books.

Gardner, H. (1998). Speech. American Education Research Conference. San Diego, April.

Houston, J. (1997). Educating the Possible Human. Quote from The Learning Revolution. Auckland, NZ: Learning Web.

Jensen, E. (1994). The Learning Brain. San Diego: Turning Point for Teachers. Kotulak, R. (1996). Inside the Brain. Andrews and McMeel.

Krashen, S. (1992). Fundamentals of Language Education. Beverly Hills: Laredo. Lozanov, G. (1978). Outlines of Suggestopedy. New York: Gordon & Breech. MacLean, P.D. (1990). The Triune Brain in Evolution. New York: Plenum. Ornstein, R. (1984). The Amazing Brain. Boston: Houghton Mifflin.

Stokes, G. & Whiteside, D. (1984). One brain: Dyslexic Learning Correction and Brain

Integration. Burbank: Three-In One Concepts.

White, B. (1994). Raising a Delightful Unspoiled Child. New York: Simon & Shuster.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s