Grant Wiggins ve Büyük Fikir

Bir fikir pek çok karmaşık deneyimi ve görünürde izole olguları anlamlandırmamıza yardım ediyorsa “büyüktür.” Büyük fikir noktaların birleştirilmesiyle oluşan bir resim veya karmaşık bir alandaki basit parmak hesabı gibidir. Örneğin: “su döngüsü” görünürde ayrı ve tek yönlü olaylar arasında bağlantı kurmaya yarayan büyük bir fikirdir (su buharlaşırken sadece kayboluyor gibi görünür). “Kahraman döngüsü” farklı yerlere, kültürlere ve dönemlere ait edebi eserleri anlamamızı sağlar. “İki düşün, bir söyle” deyimi bir şey yaparken sonradan üzülmemeyi ve yaptığımız şeyin boşa gitmesini önlemeyi hatırlatır.

Öyleyse, büyük fikir daha iyi görme ve daha akıllıca çalışma yoludur, sadece belirsiz bir kavram veya başka bir bilgi parçası değil. Büyük fikir daha çok görünen başka bir nesneden çok, bakılacak bir objektif gibidir; bir anlatının ayrıntılarından çok, tema gibidir; belli bir beceriden çok, en sevdiğiniz spor dalındaki aktif bir strateji veya okuma gibidir. Büyük fikir bir teoridir, ayrıntı değil.

Bir fikir “büyükse,” kavramları anlamamızı sağlar. Yani, bir fikir sadece çok miktarda içeriği kategorize ettiği için “büyük” değildir. “Değişim,” “ilişkiler” ve “sayı sistemi” kavramları elbette çok fazla miktarda bilgi ve anlama kapsamaktadır, ancak bu kavramlar tanımlarının ötesinde çok da kavrayış veya açıklama içermemektedir. Bunlar kendi başına birer kavram olarak özellikle güçlü veya aydınlatıcı değildir. Diğer yandan, “Her etkiye eşit bir tepki vardır” fikri değişimle ilgili güçlü bir fikirdir: bu fikri olguları incelemek, düzenlemek ve anlamlandırmak ve hareketteki değişiklikleri öngörmek için kullanabiliriz. “Aile her şeyden önce gelir” fikri de toplumlardaki ve tarihteki pek çok ilişkiyi ve belki de kendi aile üyelerimizin verdiği bazı kafa karıştırıcı kararları da-   anlamaya yardımcı olan kuvvetli bir fikirdir. Öyleyse, özgün bir fikir “sadece” fikir değildir. Kötü anlamda soyut değildir; somuttur;  faydalı bir teoridir; gerçek etkiye sahiptir. Örneğin, anlamları ve ilişkileri belli olmayan birçok kafa karıştırıcı ipucunu anlamaya çalışan bir dedektifi düşünün.  Herhangi bir “polisiye” teorisi bu dedektifin amacıyla ilgili olacaktır. İyi bir dedektifin bizlere tuhaf, münferit ve kendine özgü gibi görünen küçük vakalara anlam katmak için amacı hakkında bazı büyük fikirleri vardır. Bu nedenle, (ister “aşk üçgenlerini aramak” ister “skandalı açığa çıkarmak” olsun) “büyük fikir” oldukça pratiktir: ipuçlarını önemsiz bilgilerden ayırt etmeye yardımcı olur ve daha çok bilgiye –ve ikna edici anlatıma- hangi yoldan ulaşılabileceğini gösterir.

Benzer şekilde, edebiyat veya tarih derslerindeki “temalar” büyük fikirdir. Neden? Çünkü uygun kullanıldıkları takdirde, bu temalar öğrenenlere deneyim sahibi olmayan okuyuculara ağır gelebilecek metinlerin tüm detaylarını anlamlandırmalarını sağlayan zihinsel şemalar veya şablonlar sunmaktadırlar. Dikkatim “kahraman arayışına” veya “Amerikan Rüyasına” çekilirse, daha kontrollü ve daha iyi kavrayarak okuyabilirim.

Fen bilimlerindeki en aydınlatıcı hipotezler bilimin büyük fikirleridir. Hepimizin canlılara ve cansızlara ait bir “besin zincirinin” bir parçası olduğumuz fikri büyük bir fikirdir çünkü farklı (ve izole) görünen hayvanları ve bitkileri daha büyük ve kapsamlı bir enerji alışverişi “ekosistemine” bağlar. Böylece, yırtıcı hayvanların, atıkların ve kendimizin doğa ile olan ilişkisinin rolünü tamamen yeni ve hiç olmadığı kadar faydalı bir şekilde görürüz. Newton’un hareket yasaları ileri sürülen en büyük fikirlerden üç tanesidir: birdenbire, binlerce ilgisiz görünen bilgi ve olgu –kaşığın düşmesi, gelgit, ayın yörüngesi- sadece anlamlı bir açıklamaya kavuşmakla kalmamıştır; aynı zamanda sonsuz bir tahmin ve bağlantı kurma gücüne sahip çok büyük tutarlı bir sistemin parçası olarak da görülebilir. Kısacası: “büyüğü” “kuvvetli” olarak düşünün, büyük soyut bir kategori olarak değil. John Dewey – umulacağı üzere – faydalı fikir kavramını yıllar önce dile getirmiştir. Dewey, “özgün” fikirle bir “gerçek” olarak değerlendirilen fikir arasındaki farkı anlatan pek çok yazı yazmıştır:

Öyleyse, fikirler bir problemi çözme eğilimli yansıtıcı bir incelemede araç olmadıkça özgün fikir değillerdir. Öğrencinin dünyanın yuvarlaklığı fikrini anlamasını sağlamaya çalıştığınızı düşünün. Bu, öğrenciye dünyanın yuvarlak olduğunu bir bilgi olarak öğretmekten farklıdır. Öğrenciye bir top veya küre gösterilebilir (veya hatırlatılabilir) ve dünyanın da bunlar gibi yuvarlak olduğu söylenebilir; sonra da dünyanın şekliyle topun şekli öğrencinin aklında iyice eşleşene kadar dünyanın yuvarlak olduğu ifadesi öğrenciye her gün tekrar ettirilebilir. Fakat öğrenci bu şekilde dünyanın yuvarlaklığı hakkında hiçbir fikir edinmemiş olabilir; olsa olsa küre şeklini anlar ve dünyayı top benzetmesinden sonra gözünde canlandırabilir. Yuvarlaklığı bir fikir olarak anlamak için öğrencinin önce gözlemlenen belli karışıklıkları veya kafa karıştırıcı özellikleri fark etmesi ve kendisine önerilen yuvarlak şeklinin söz konusu olguları açıklayabilecek bir yol olduğu fikrini edinmesi gerekmektedir. Yuvarlaklık ancak öğrencilerin tamamen anlayabilmesi için bir veri yorumlama yöntemi olarak kullanılırsa özgün bir fikir olur. Canlı bir görüntü olup da fikir olmayabilir veya görüntü gözlemi ve olgular arasında ilişki kurmayı teşvik etme işlevini yerine getiriyorsa, anlık, belirsiz bir görüntü varken de fikir olabilir.(John Dewey 1910 – How We Think)
Bu yüzden, “büyük fikri” bir bilgi veya tanım olarak öğretilen bir kavramla eş tutmamalıyız. Ancak öğrencinin bir fikrin bir çıkarım olduğunu ve bu çıkarımların anlam ve aktarım sağlama gücüne sahip olduğunu birinci elden görmesine yardımcı olursak, bu fikir “büyük fikir” olur.

Önemli fikirle kuvvetli fikir ve ölü bir bilimsel kavram arasındaki fark Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynmann tarafından fen bilimleri öğretimini tartışırken güzelce açıklanmıştır: “Birinci sınıfın birinci dersinde fen bilgisi öğretmek için talihsiz bir başlangıç yapan bir birinci sınıf fen bilgisi kitabı var. Talihsiz diyorum çünkü bilimin ne olduğuna dair yanlış bir fikirle başlıyor. Bir köpek resmi var – kurmalı bir oyuncak köpek—bir el oyuncağı kuruyor ve köpek de hareket edebiliyor. Son resmin altında “Köpeği hareket ettiren nedir?” diye bir soru var. Sonra da bir motorsiklet resmi var, altında da “Motorsikleti ne hareket ettiriyor?” sorusu var ve böyle devam ediyor.
Önce fen bilimlerinin ne hakkında olduğunu – fizik, biyoloji, kimya- anlatmaya hazırlandıklarını düşündüm ama öyle değildi. Sorunun cevabı öğretmen kitabındaydı: öğrenmeye çalıştığım cevap “enerji hareket ettiriyordu.” Bu sadece enerjinin tanımı; tersine çevrilmesi gerek. Bir şey hareket edebiliyorsa içinde enerji var diyebiliriz, onu hareket ettiren şeyin enerji olduğunu söyleyemeyiz. Bu çok ince [ama önemli] bir fark.

Belki aradaki farkı şu şekilde biraz daha netleştirebilirim: bir çocuğa oyuncak köpeği neyin hareket ettirdiğini sorarsanız, sıradan bir insanın vereceği cevabı düşünmelisiniz. Cevap: yayı kurarsınız, çözülmeye çalışırken dişliyi iter. Fen bilgisi dersine başlamak için ne kadar da iyi bir yol! Oyuncağı parçalarına ayırın; nasıl çalıştığını görün. Dişlilerin zekâsını görün; çark mandallarını görün. Oyuncakla ilgili bir şeyler öğrenin, nasıl birleştirildiğini öğrenin, makaraları ve başka şeyleri icat eden insanların dehasını öğrenin. [Veya] bir öğrencinin “Bence köpeği enerji hareket ettirmiyor” dediğini düşünün. Tartışma buradan nerelere gider?

Sonunda bir fikir mi yoksa bir tanım mı öğrettiğinizi test etmenin bir yolunu buldum.
Şöyle test edebilirsiniz: şöyle deyin: “Yeni öğrendiğiniz kelimeyi kullanmadan, yeni öğrendiğiniz şeyi kendi dilinizle yeniden ifade etmeye çalışın.” “Enerji” kelimesini kullanmadan köpeğin hareketi hakkında bildiklerinizi söyleyin.” Söyleyemezsiniz, öyleyse fen bilgisiyle ilgili hiçbir şey öğrenmediniz. Yani, bir ifade canlı bir yaklaşımdan ziyade sadece teknik bir terimse, büyük fikir değildir.

Öğretmenler farkında olmadan terimlerle fikirleri birleştirirler. Daha etkili öğretmek isterken Feynmann’ın örneğinde olduğu gibi, çoğu zaman bir teoriye veya stratejiye bir tanımla ilgili bilgi muamelesi yaparlar. Sonuçta anlaşılır bir çıkarımı, düşünmeyi sona erdiren bir sözcüğe dönüştürürler. Bu isteğin bedelini tüm fikirlere kullanarak doğrulanacak ve analiz edilecek çıkarımlar yerine öğrenilmesi gereken bilgiler olarak davranarak farkında olmadan anlamı ve aktarımı engelliyoruz. Öğrenciler de sonuç olarak anlamsız sözcük alışverişi yapıyorlar; fen bilimlerine bir bilgi ve anlama bütününden ziyade yabancı dil gibi davranılıyor.

Şimdi, şu yeterli olma, etkili olma meselesini anlamaya çalışan çaylaklar, yani öğrenciler açısından ele alalım. Yeni bir öğrenci olarak sınıfınızda birkaç gün geçirdikten sonra, kendimi bilgiye boğulmuş hissederim; bana öğrettiklerinizi ve okuduklarımızı anlamlandırmaya başlamak için kullanabileceğim bir örüntü veya zihinsel düzenleyici görmemişimdir. Bana yardımcı olacak bir şemaya, çerçeveye, mihenk taşına, işarete, öğrendiğim her şeyi anlamak için bir stratejiye ihtiyacım var. Başka bir deyişle, yeni içeriğim için bir çerçeveye ihtiyacım var: Öğrendiklerimi sıralamak, kategorize etmek ve önceliklendirmek için bir yola ihtiyacım var.

Şimdi, şunu sorduğumuzu varsayın: öğretmen olarak öğrencinin dikkatini öğrendiğini anlamasını ve ilerletmesini sağlayacak kilit bir hatırlatıcı fikre çekecek olsanız, bu fikir ne olurdu? Öğrencinin çalışmaları daha iyi anlamasını ve dersinizde sene boyunca başarılı olmasını sağlayacak söz, emir ve/veya kural ne olurdu? İşte büyük fikir dediğimiz şey bu.

İşte farklı dersler ve sınıf seviyeleri için verilebilecek bazı olası cevaplar:

Tarih dersinde: kaynakları kontrol edin ve güvenilir olup olmadıklarını belirleyin. Şu soruları daima sorun: Bunu kim söylemiş? Neden? Bu ifade ne kadar güvenilir? İfadenin kaynağı ne kadar güvenilir?

Okuma çalışmalarında: Yazarla konuşun. Metnin anlamlı olduğunu varsayın. Metni ancak anlamlı olduğunu varsayarsanız ve metinle ilgili sorular sorarsanız –yazarla konuşursanız- anlarsınız.

Yazma çalışmalarında: şunları daima sorun – Kime hitap ediyorum? Hitap ettiklerimin ne görmesini, düşünmesini, hissetmesini veya yapmasını istiyorum?

İnsanın öğrenmesi ve anlaması ile ilgili teorilerin bize söylediği, anlamı “yapılandırmaları” için öğrencilere sadece anlatmanın değil, yardım etmenin de zorunlu olduğudur. “Faydalı teori” bir olguya indirgenirse, anlam veya transfer gerçekleşmez – öğretimin böylece daha etkili olmasına rağmen. “Bilgi” ve “anlama” (“olgular” ve özgün fikirler” arasındaki de denebilir) arasındaki ayrım sadece anlamsal değildir. Bir şeyleri anlamak için olguları ve fikirleri kullanarak yavaş yavaş bir anlayışa varırız. (Dewey’e göre, olgular anlaşılır, fikirler kavranır.) Bir anlayışı “öğretmek” birine “dürüst” olmayı öğretmek kadar zararlıdır. Öğrenenlerin dürüstlüğü bir değer olarak benimsemeden önce, dürüstlüğün gücünü ve dürüst olmamanın öngörülemeyen sonuçlarını anlamaları gerekmektedir.

Fikirlerin (temsil ettikleri güç yerine) sadece sözcükten, açıklamalardan veya teknik anlamlı ifadelerden ibaret olduğunu vurgulamanın asıl zararlı yanı bu şekildeki öğretimin düşünmeyi ilerleteceğine durdurmasıdır. Aksine, büyük bir fikir canlıdır. Anlayışı, anlayışı genişletip zorlayarak geliştiririz. Büyük bir fikir uzanır, sınırları zorlar, bizi bildiğimizi sandığımız şeyleri yeniden düşünmeye sevk eder. Akla sorular ve problemler getirir – ve böylece yeni fikirler üretir. Yeni bağlantılar görürüz ve fikri doğrulamak veya eleştirmek için sorgulamaya başlarız. Büyük bir fikir düşünceyi harekete geçirir ve aktarıma –böylece yaratıcılığa da- izin verir. Buna karşın, bir fikrin “kapanması” ise fikri öldürür: bizim işimiz fikirlerle düşünmek değil, sadece bir şeyler öğrenmek. En iyi öğretmenler bunun tam tersini yaparlar. Bu görünürde hayata etkisiz içerik getirir. Fen bilimlerinde ise bize bugünün Büyük Fikrinin yarının gözden düşmüş kavramı olabileceğini hatırlatır. Öğrencileri güçlendirmek için şu çok önemlidir: özgün bir fen bilimleri öğretiminde hatalı olma olasılığı olan kuram oluşturma olarak yeni fikirler geliştirmek her zaman mümkündür.
Jay McTighe ile beraber Educational Leadership için en son yazdığımız “Anlayışa Öncelik Verin” başlıklı makale bu konuyu farklı bir şekilde ele alıyor: öğretmenlerin de öğrencilerin de daima farklı eğitim hedeflerinin oyunda olduğunu anlamaları gerek: kazanım, anlam oluşturma ve transfer veya önceki öğrenim. Makaleden kısa bir alıntıyı aşağıda görebilirsiniz (High School Reform, Mayıs 2008 sayısı):

Programın nasıl olması gerektiğini daha iyi açıklamak için lisenin üç farklı fakat birbiriyle ilgili akademik hedefini belirlemenin faydalı olacağı fikrindeyiz – öğrencilere şu hususlarda yardım edilmeli: 1) önemli bilgi ve becerileri kazanma, 2) içeriği anlamlandırma (yani, önemli fikirleri anlama) ve 3) öğrendiklerini yeni durumlara etkili bir şekilde transfer etme. Bu makalede kazanım, anlamlandırma ve transfer etmek olarak sıralanan temel öğrenme hedeflerinden K-A-T diye bahsedilecektir. Kazanım araç, anlamlandırma ve transfer etme amaçtır.

Kategoriler mantıklı gelmeli. Bilgi bilgi, beceri ise beceridir.  Her birini sırayla kazanırız. Bu bilgiler ne anlama geliyor? veya Bu bilgiler ve beceriler ne anlama geliyor (veya gelmiyor)diye sormak bunların ne anlama geldiğini sormaktır. Üçüncü bir soru da sorulabilir: Bu durumda öncelikli bilgi, beceri ve fikirlerimi etkili bir biçimde nasıl uygulamalıyım? Bu soru transferle ilgilidir. Daha önce kazandığımı ve anladığımı alıp belli ve yeni bir durumda en iyi nasıl kullanılabileceğini anlamalıyım. Bu nedenle, “anlamak için öğrenmeden” bahsettiğimiz zaman, gerçekten iki farklı uzun vadeli hedefi kastediyoruz: önceden kazanılan bilgi ve becerileri kullanarak anlamlandırmak ve transfer etmek kısa vadeli hedefimiz. Bu tür bir sınıflandırma şeması yeni veya çok değişik değildir (bak. Dewey, 1933; Bloom, 1956; Marzano, et. al. 1992), ancak farklı tarafları gerçektir – ve akıllıca planlama, bir amaca yönelik öğretim ve geçerli değerlendirme açısından çok önemlidir. Basit bir ifadeyle: Anlama ve transfer istiyorsanız, buradan geriye doğru tasarlamanız gerek.

Herhangi bir anlama, temel soru veya transfer görevi büyük bir fikirden oluşmaktadır; başka bir deyişle, bu görev büyük fikirden ibarettir. Bu nedenle, büyük bir fikri kullanarak bir soru oluşturmak temel soruya dönüşür. Besin zinciri büyük fikirdir. “Hangi enerjiye bağlıyız ve bu enerjiye nasıl ulaşabiliriz?” bu büyük fikirle ilgili temel sorudur. Bazen büyük bir fikri adlandırmamız istendiğinde bunu düşünmeden bir soru veya ifade olarak çerçevelendirdiğimiz doğrudur, bazen de büyük fikri sadece bir sözcük olarak ifade ederiz.

“Büyük fikirlerden” ilk olarak temel sorularla (ve anlayışlarla) karşılaşmayı kolay bulmayan UbD (Tasarımla Anlama) şablonunu kullananlara yardım etmek için bahsetmeye başlamıştık. İnsanlar çoğu zaman bilgilere dayalı bir soru bulmaya çalışırlar: “Besin zinciri nedir?” gibi. Biz de şöyle deriz, “Hayır, bu soru kitapta cevabı olan bilgiye dayalı bir soru.” Sonra da onlara şunu sorarız: “Peki, bu bilgiyle ilgili büyük fikir nedir? ‘Besin zinciri’ fikri daha iyi anlamamıza nasıl yardım eder?”

Umudumuz bu ilave adımın sadece “içeriğe” odaklanmaktan anlamak için öğrenme içeriğine odaklanmaya geçişi kolaylaştıracağıdır. Fakat ne yazık ki, bazı insanlar bu ifadeyi farklı anlamıştır: “büyük fikir” ifadesinin “anlama” veya “soru” ile aynı anlama geldiğini düşünmüşlerdir. Soru veya anlama konusunda sorunu olmayan bazıları ise aynı zamanda büyük fikirler bulmayarak bir şeyler kaçırıp kaçırmadıklarını merak eder olmuştur. Bu yüzden de “Şablonda neden büyük fikirler için bir kutucuk yok” diye sormaktadırlar.

“Büyük fikir” için şablonda bir kutucuk yoktur çünkü şablondaki birçok kutu doğrudan veya dolaylı olarak büyük fikirlerle ilgili olmalıdır. “Hedef kitle ve amaç” diyorsam, bu ifade yazma ve okuma çalışmalarıyla ilgili bir büyük fikri temsil etmektedir. “Amacım ne ve kime hitap ediyorum?” diye sorarsam, bu fikrin önemini kabul ediyor ve bu fikri bir temel soru olarak çerçevelendiriyorumdur. “Büyük sanat eserleri gibi büyük edebi eserler de amacın ve hedef kitlenin belli olmasının bir işlevidir” diyorsam, bu fikirden anladığım belli bir şeyi ileri sürüyorumdur. Aynı yazıyı iki farklı hedef kitle için yazmanızı istersem, sizden yazıdaki fikirden anladığınızı transfer etmenizi istiyorum demektir. (Bu nedenle, bir fikir olarak “hedef kitle ve amacın” önemine katılıp bu konuda farklı anlayışlar ileri sürebileceğimizi unutmayın.)

Öyleyse, bir fikri büyük yapan nedir? Bir fikir başka türlü anlamsız, izole, etkisiz veya kafa karıştırıcı pek çok bilgiyi anlamlandırmamıza yardımcı oluyorsa büyüktür. Büyük fikir sadece başka bir bilgiyi değil, bağlantıları faydalı bir şekilde görme yoludur. Fazladan görülen bir şeyden çok, daha iyi bakılabilecek bir objektif gibidir; hikâyedeki olgulardan çok tema gibidir. UbD dilinde, büyük fikir daha spesifik ve faydalı anlayışlar ve bilgiler çıkarabileceğimiz güçlü, düşünsel bir araçtır. Gerçek bir fikir düşünceyi sonlandırmaz, harekete geçirir. Akla sorular getirme ve öğrenmeyi gerçekleştirme gücü vardır. Bu yüzden, ünitenizi güçlü bir fikir, öğrencilerin izole ve sorgulamayı ön plana çıkaran içerikleri anlamasına yardımcı olan bir fikir etrafında yapılandırın.

https://www.google.com.tr/search?q=what+is+a+big+idea&

http://www.authenticeducation.org/ae_bigideas/article.lasso?artid=99

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s