Oyunun Çocukluk Dönemindeki Hayati Rolü

The Vital Role Of Play In Childhood

http://www.iaswece.org/waldorfeducation/articles/education_toward_freedom.aspx

*Oyundan sıklıkla ciddi öğrenme çalışmalarına verilen bir ara olarak bahsedilir. Fakat çocuklar için oyun ciddi öğrenmedir. Oyun çocukluk dönemindeki gerçek iştir.”-
Fred Rogers

Yaratıcı oyun sağlıklı küçük çocukların hayatında önemli bir aktivitedir. Çocukların hayatın tüm unsurlarını deneyimledikçe bu unsurları dokumalarına yardım eder. Çocukların hayatı özümsemelerini ve sahiplenmelerini sağlar. Yaratıcılıklarını tamamen ortaya koyabilecekleri bir alandır ve çocukluklarının kesinlikle kritik bir parçasıdır. Yaratıcı oyunla, çocuklar gelişir ve büyürler; oyun olmazsa ciddi bir gerileme yaşarlar.

Creative play is a central activity in the lives of healthy young children. It helps children weave together all the elements of life as they experience it. It allows them to digest life and make it their own. It is an outlet for the fullness of their creativity, and it is an absolutely critical part of their childhood. With creative play, children blossom and flourish; without it, they suffer a serious decline.

Yaratıcı oyunun çocukların sağlıklı gelişimindeki önemli rolü on yıllardır yapılan araştırmalarca da desteklenmektedir. Ve fakat yaratıcı ve açık uçlu anlamıyla çocuk oyunu artık ciddi tehlike altındadır. Okul çocukları artık ağaçlık alanları ve arazileri keşfetme ve kendi özel yerlerini bulma özgürlüğüne sahip değiller. Beden eğitimi ve teneffüsler azaltılmakta; yeni okullar oyun alanları olmadan inşa edilmektedir. Mahallede topla oynanan oyunlar geçmişte kalmıştır; çocuklar beş yaşından itibaren spor liglerine kaydedilmektedir.

 

The central importance of creative play in children’s healthy development is well supported by decades of research. And yet children’s play, in the creative, open-ended sense in which I use the term, is now seriously endangered. School children no longer have the freedom to explore woods and fields and find their own special places. Physical education and recess are being eliminated; new schools are built without playgrounds. Informal neighborhood ball
games are a thing of the past, as children are herded into athletic leagues from age five on.

Herkes –veliler, öğretmenler, psikologlar ve psikiyatrlar- oyun oynamayan küçük çocuklarla ilgili hikâyeler duymaktadır. Bazıları engellenmiş ve oynayamıyor gibi görünmektedir. Bazıları oynamak istemekte ama okul dışındaki yoğun programları veya okul eğitimine aşırı önem vermekten dolayı oyunu hayatlarından çıkarmıştır. Çocuklar saatlerce ekran –televizyon, video oyunu ve bilgisayar- karşısında hareket etmeden oturup başkalarının hikâyelerini ve hayallerini alırken kendi hikâyelerini ve hayallerini gerçekleştirememekte ve sonuç olarak çocuk oyunlarında sürekli bir azalış olmaktadır. Bu azalmanın çocuklar ve çocukluğun geleceği üzerinde kesinlikle ciddi etkileri olacaktır.

From all sides—parents, teachers, psychologists, and psychiatrists—one hears tales of young children who do not play. Some seem blocked and unable to play. Others long to play, but busy schedules outside school or an overemphasis on focused learning in school have driven play out of their lives. Add to this mixture the hours spent sitting still in front of screens—television, video game, and computer—while children absorb other people’s stories and imaginations but can’t act out their own, and the result is a steady decline in children’s play. This decline will certainly have serious consequences for children and for the future of childhood itself.

Oyunun Doğası: Oyunu kurtaracaksak önce oyunun doğasını anlamak zorundayız. Yaratıcı oyun bir çocuğun içinden fışkıran bir kaynak gibidir. Oyun yenileyici ve canlandırıcıdır ve her sağlıklı çocuğun yaradılışının doğal bir parçasıdır. Çocuğun kişiliği açısından o kadar temel bir şeydir ki oyunu öğrenmeden ayırmak çoğu zaman zordur. Çocuklar yeni fiziksel beceriler, sosyal ilişkiler veya bilişsel içerikten hangisi üzerinde çalışırlarsa çalışsınlar, hayata oyuncu bir ruhla yaklaşırlar.

Çocukların oyun oynayabileceği ve öğrenebileceği alanlar yaratmalı ve onlara yardım eli  uzatmalıyız – bazen de işler ters gittiğinde müdahale bile etmeliyiz.  Ama en çok her sağlıklı çocuğu hareket ettiren ve ruhunu doyuran doğuştan gelen öğrenme kapasitesine önem vermeliyiz. Çocuğun öğrenme sevgisi oyun oynama zevkiyle çok yakından bağlantılıdır.

 

The Nature of Play: If we are to save play we must first understand its nature. Creative play is like a spring that bubbles up from deep within a child. It is refreshing and enlivening and is a natural part of the make-up of every healthy child. It is so fundamental to the make-up of the child that it is often hard to separate play from learning. Whether children are working on new physical skills, social relations, or cognitive content, they approach life with a playful spirit.

We need to create appropriate spaces where children can play and learn, and we need to lend a helping hand—and at times even intervene when things are going wrong. But mostly we need to honor the innate capacity for learning that moves the limbs and fills the souls of every healthy young child. The child’s love of learning is intimately linked with a zest for play.

Oyunun Gelişimi: Küçük çocukların gelişmesine yardım etmenin sırrı yaratıcılık ve oynayarak öğrenme ruhunu canlı ve aktif tutmaktır. Bunun önemli bir bileşeni yetişkinler olarak bizim işimizdir çünkü çocuklar doğal olarak yetişkinleri taklit ederler. Bu oyunlarını etkiler. Öğrenimleri kendi içsel büyüme dürtüleriyle çevrelerindeki yetişkinleri taklit ederek öğrenmelerinin bir bileşimidir. Bu iki unsur erken çocukluk dönemi boyunca iç içedir. Oyunun temelini oluştururlar ancak dışa vuruluş şekilleri çocuk geliştikçe yıldan yıla değişir.

 

The Development of Play: The secret to helping young children thrive is to keep the spirit of creativity and of playful learning alive and active. An important ingredient in this is our own work as adults, for children naturally imitate grown-ups. This inspires their play. Their learning is a combination of their own deep inner drive to grow and learn coupled with their imitation of the adults in their environment. These two elements interweave all through early childhood. They provide the underlying basis for play, yet their outer expression changes year by year as children develop.

 

Oyundaki dönüm noktalarından biri 2,5-3 yaşlarında hayali oyunlar geliştirmektir. Bundan önce, çocuklar daha çok gerçek dünyaya odaklıdır: kendi bedenleri, tencere, tava, ahşap kaşık gibi basit ev eşyaları ve oyuncak bebekler, kamyonlar ve toplar gibi basit oyuncaklar. Yeni yürümeye başlayan çocuklar oyunlarında etraflarında gördükleri şeyleri taklit ederler; oyun temaları genellikle yemek pişirme, bebek bakma, araba veya kamyon sürme ve diğer günlük olaylardır. Bu temalar üç yaşından sonra devam eder ve gelişir ama artık çocuklar gerçek nesnelere daha az bağlı kalmakta ve ellerindeki şeyden ihtiyaçları olan şeyi yaratmaktadırlar. Hayali oyunlar oynayabilmeleri basit bir nesneyi bir oyun aracına dönüştürmelerini sağlar. Bir kâse gemi olur, bir sopa olta olur, bir taş bebek olur, vs.

 

One of the milestones in play is the development of make-believe play, also known as fantasy play, around age 2 1/2 or 3. Before that, children are more oriented to the real world: their own bodies, simple household objects like pots, pans, and wooden spoons, and simple toys like dolls, trucks, and balls. In their play, toddlers imitate what they see around them; common play themes include cooking, caring for baby, driving cars or trucks, and other everyday events. These themes continue and expand after age three but now children are less dependent on real objects and create what they need from anything that is at hand. Their ability to enter into make-believe allows them to transform a simple object into a play prop. A bowl becomes a ship, a stick becomes a fishing pole, a rock becomes a baby, and much, much more.

 

Hayal gücünün çocukların hayatlarına girdiğini izlemek muhteşemdir. Üç yaşındaki çocuk hayali oyunlara kendini o kadar kaptırır ki, nesneler sürekli bir dönüşüm halinde görünür. Hiçbir oyun bitmez; sürekli başka bir şey olma sürecindedir. Üç yaşındaki oyuncu çocuk oyunu bir temadan diğerine geçerken çoğu zaman nesnelerden iz bırakır. Buna karşın, dört yaşındaki çocuklar oyunlarında genellikle daha sabit ve tematiktir. İçinde oynayacakları bir “ev,” gemi veya dükkân isterler ve birçoğu evlerini o kadar çok eşyayla doldururlar ki rahatça hareket edemeyecek hale gelirler. Ancak, bu onları hiç rahatsız etmez. Üç yaşındaki çocuklar gibi, dört yaşındaki çocuklar da önlerindeki nesnelerden esinlenirler. Oyun fikirleri oldukça spontane gelişir.

 

It is fascinating to watch the force of fantasy enter the lives of children. The three-year-old becomes so engaged in make-believe play that objects seem to be in a constant state of transformation. No play episode is ever finished; it is always in the process of becoming something else. The playful three-year-old often leaves a trail of objects as her play evolves from one theme to the next. In contrast, four-year-olds are generally more stationary and thematic in their play. They like to have a “house” to play in, which might also be a ship or a shop, and many enter the “pack-rat” stage where they fill their houses with objects so that it seems they cannot freely move around. This does not bother them at all, however. Like three-year-olds, they are inspired in the moment by the objects before them. They are quite spontaneous in their ideas for play.

Beş yaşındaki çocukların oyunlarındaki değişiklikleri izlemek hep heyecan vericidir çünkü bu yaşta anaokuluna başlarlar ve ne oyunu oynamak istediklerini söylerler. Anneleri bazen çocukların sabah akıllarında bir oyun fikriyle uyandıklarını söyler. Bazen aynı temayı her seferinde farklı bir şekilde geliştirerek günlerce, hatta haftalarca oynarlar. Kendi fikirlerine odaklandıkları ve fikirlerini oyuncu detaylarla sürdürdükleri görülebilir.

It is always exciting to watch the change in play in the five-year-olds as they enter the kindergarten and announce what they want to play. Their mothers sometimes report that the children wake up in the morning with an idea for play in mind. Sometimes they play out the same theme for days or even weeks on end, developing it differently each time.  One can see them gain focus as they come in touch with their own ideas and have the will to carry them out in playful detail.

Hayali oyunların gelişiminin genellikle çocuklar altı yaşına gelene kadar ortaya çıkmayan önemli bir tarafı daha vardır. Bu yaşta, hayali oyunları hala severler ama çoğunlukla herhangi bir materyal kullanmadan bir durumu canlandırırlar. Bir ev veya kale yapabilirler ama içine eşya koymazlar, sonra içinde otururlar ve oyunun gerektirdiği gibi konuşurlar, şimdilik görüntüleri zihinlerinde net olarak canlandırabilmektedirler. Bu aşama hayal gücüne dayalı oyun olarak tanımlanabilir çünkü çocuklar artık zihinlerinde bir görüntü canlandırabilecek kapasiteye sahiptir.

 

There is one more important aspect to the development of make-believe play that usually does not occur until children are six. At this age they still love fantasy play but often will play out a situation without the use of props. They may build a house or castle but leave it unfurnished, then sit inside it and talk through their play, for now they are able to see the images clearly in their minds’ eyes. This stage can be described as imaginative play, for the children now have the capacity to form an inner image.

 

Her ikisi de Yale Üniversitesi’nde psikolog olan Dorothy ve Jerome Singer hayatlarını çocuk oyunları konusuna adamıştır. Deneyimlerini şöyle özetlemektedirler: serbest oynayan çocukları yıllarca gözlemledikten sonra, Piaget’nin sembolik oyun dediği hayali oyunlara katılan çocukların kendileriyle barışık olmayan – kreşte veya yuvada amaçsız bir şekilde dolaşıp yapacak bir şey arayan, koruyucu bir şekilde birkaç blokla oynayan veya sataşarak veya oyunlarına karışarak akranlarını rahatsız eden çocuklardan daha neşeli olduklarını, daha sık gülümsediklerini ve güldüklerini gördük.

 

Dorothy and Jerome Singer, both psychologists at Yale University, have devoted their lives to the subject of children’s play. They summarize their experiences in this way: Over many years of observing children in free play, we have found that those who engage in make-believe, what
Piaget calls symbolic play, are more joyful, and smile and laugh more often than those who seem to be at odds with themselves—the children who wander aimlessly around the nursery school or daycare center looking for something to do, who play in a preservative way with a few blocks, or who annoy their peers by teasing them or interrupting their games.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s