Ders, Dört Duvarla Çevrili bir Derslikle ve Ders Saatleriyle Sınırlanmamalı

45-60 dakikalık dersler öğretmenleri ders planlarını askeri dikkatle uygulamaya zorlayarak dünyanın her yerindeki okul sistemlerinde uzun süre hüküm sürmüştür. Öğrenciler zil çalana kadar konuyu tam olarak anlamadıysalar boş verin – sonuçta, zaman kimseyi beklemez. Oysa ki, gittikçe daha çok okul, dersi dört duvarla çevrili bir derslikte konuya ayrılan belli, katı bir süre içinde verilen bir kavram olarak görmeyi bırakıp bir dersin birçok şey olabileceği fikrini benimsemeye başlamıştır.

The 45–60 minute lesson has reigned supreme in school systems around the globe for a long time, forcing teachers to execute their lesson plans with military precision. Never mind if students haven’t fully grasped the subject matter before the bell rings – time, after all, waits for no man. Increasingly, however, schools are shifting away from the conception of the lesson as a rigid, subject-specific unit of time that takes place within the four walls of a classroom, instead embracing the idea that a lesson can be many things.

Organik veya yapılandırılmış. Uzun veya kısa. Okul içinde veya dışında. Ve derslerin yapısı değiştiği gibi, öğretmenin rolü de değişmektedir.

Katı zaman çizelgelerini hiç esnek bulmayan birçok eğitimci bu sorunu derslerden tamamen kurtularak çözmüştür. İsveç’teki Kunskapsskolan ve Brezilya’daki Lumiar gibi okullar bireysel öğrenme planları ve uzunluğu farklılık gösteren grup projeleri etrafında düzenlenmiştir. Bu örneklerde, mekân, zaman ve kaynak dağılımı sabit değildir. Zaman, mekân ve kaynaklardan öğrenme hedeflerini gerçekleştirmek için en iyi nasıl yararlanacaklarına öğrenciler karar verirler. Öğretmenler de bu süreç boyunca öğrencilere destek olur ve gelişimlerini yakından takip ederler.

Organic or structured. Long or short. Based within or beyond school premises. And as the structure of lessons diversifies, so too does the role of the teacher.

Many educators, finding rigid timetables to be too inflexible, have solved this by getting rid of lessons altogether. Schools such as the Kunskapsskolan schools in Sweden and the Lumiar schools in Brazil are instead organised around individual learning plans or group projects that vary in length. In these instances, the allocation of space, time and resources is not fixed. Instead, it is up to the students to decide on how they will make best use of them in order to meet their learning objectives. Teachers support students throughout this process and monitor their progress closely.

Ancak dersleri açmak için bu kadar radikal olmak zorunlu değildir. Dersler daha esnek bir öğretim stilinde uzatarak veya kısaltarak da yapılabilir. Hala ‘standart’ olmasa da, eğitimciler öğrencilere kendi araştırmalarını yapmak ve kapsamlı projeler yürütmek için yeterli sürenin verildiği daha uzun dersler vermenin faydalarını fark etmektedirler.

But opening up lessons does not have to be as radical as this. It can also simply be about extending or shortening the lesson in a manner which allows for a more flexible style of teaching. While still not the ‘norm’, educators are realising the benefits of offering longer lessons that give students an adequate length of time to pursue their own lines of enquiry or to carry out extended projects.

İngiltere’de Royal Society of Arts’ın Zihinleri Açma müfredatı öğretmenlere ve öğrencilere disiplinler arası konuları derinlemesine inceleme şansı veren üç saatlik dersleri savunmaktadır.   Bu yaklaşımı benimseyen okullarda çalışan memnuniyetinin ve öğrenciler arasındaki olgunluk ve bağımsızlık düzeyinin daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Benzer bir ilke fen deneylerinin öğrencilerin kendilerini araştırmalarına tamamen vermesini sağlamak için yarım günlük bloklar halinde yapıldığı Cramlington Öğrenme Köyü’nde de benimsenmiştir.

In the UK, the Royal Society of Arts’ Opening Minds curriculum advocates, among other things, three-hour lessons that give teachers and students the chance to explore cross-curricular topics in depth. Schools which have embraced this approach have reported higher levels of staff satisfaction, along with greater levels of maturity and independence among students. A similar principle is at work at Cramlington Learning Village, where science experiments are conducted in half day blocks to allow students to become fully immersed in their research.

Esnek, kişiye özel öğrenmenin öneminin farkına varan eğitimciler geleneksel “derslerini” dönüştürmek için teknolojiyi de heyecan verici şekillerde kullanıyorlar. Amerika’da, kar amacı gütmeyen bir eğitim kuruluşu olan Khan Academy bilginin okul saatleri dışında online öğretimle aktarıldığı “ters yüz edilmiş sınıf” yaklaşımını kullanmaktadır. Böylece sınıfta geçirilen zaman derin tartışmalara, araştırmaya ve içeriğin uygulanmasına ayrılabilmekte ve verimli öğretmen-öğrenci etkileşimi fırsatları en üst seviyeye çıkmaktadır.

Recognising the value of flexible, personalised learning, educators are also using technology in exciting ways to transform traditional ‘lessons’. In the US, the Khan Academy, a nonprofit educational organisation, uses online teaching content to offer the ‘flipped classroom’ approach, whereby information is transmitted outside of school hours through online instruction. This frees up classroom time for the in-depth discussion, interrogation and practical application of the content, maximising opportunities for productive teacher-student interaction.

Araştırmalar “geleneksel sınıf zamanıyla” “ev ödevinin” bu şekilde tersine dönmesinin çok etkili olduğunu, bu modele katılan öğrencilerin sınavlardaki ortalama başarısının geleneksel olarak ders alıp %41’lik başarı elde eden öğrenciler karşısında %74 olduğunu göstermektedir.

Research has shown that this inversion of traditional ‘class time’ and ‘homework’ is highly effective, with students who had participated in this model scoring an average of 74% on tests, compared with 41% for students who were more traditionally taught.

Teknolojinin yardımıyla ve zamanın ve mekânın radikal bir biçimde yeniden tasavvuruyla dersler artık geleneksel sistemin tipik özelliği olan “herkesin aynı olduğunun kabul edildiği” yaklaşıma bağlı değildir.  Öğrenciler daha kişiye özel derslerden daha çok öğrenmekte ve kendi öğrenimleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaktadırlar ama tek kontrol sahibi onlar değildir. Öğretmenler üzerindeki etkiler de heyecan vericidir. Öğretmenler danışman, koç ve ders materyalinin gerçek dünyayla olan bağlantısını vurgulayan projelerde tasarımcı gibi farklı rolleri üstlenmekte daha serbesttirler. Bu da öğretmenlere öğrencilerle daha derin ve daha tatmin edici bir şekilde ilgilenme potansiyeli ve müfredat tasarımı ve sunumunda daha yaratıcı bir rol oynama şansı vermektedir.

With the help of technology and radical reimagining of time and space, then, lessons no longer have to adhere to the ‘one size fits all’ approach characteristic of the traditional system. Students stand to gain a lot from more personalised lessons and greater control over their own learning, but they are not the only ones. The implications for teachers are also exciting. They become freer to take on different roles, including mentor, coach and designer of projects that highlight the real-world relevance of subject material. This creates the potential for them to have a deeper, more fulfilling engagement with students, and a more creative part to play in the design and delivery of curricula.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s