Finlandiya Ve Olguya Dayalı Öğrenme

Finland and Phenomenon-Based Learning

Finlandiya’nın eğitimin global yıldızlarından biri olduğu düşünülmektedir. Birçok eğitimci yenilikçi öğretim yöntemleriyle ve uluslararası sınavlardaki üstün başarısıyla övünen Finlandiya’nın kendini dünyanın geri kalanından ayrı bir yere koymasını sağlayan şeyin ne olduğunu merak etmektedir.

Finlandiya’nın okullarında kullandığı en modern yaklaşımlardan biri olguya dayalı öğrenmedir.

Finland is considered one of the global superstars of education. Boasting innovative teaching methods and stellar results on international tests, many educators are wondering what Finland has been doing to set itself apart from the rest of the world.

One of the cutting-edge approaches that Finland is using in its schools is called phenomenon-based learning (PBL).

Olguya Dayalı Öğrenmeye Genel Bakış

Olguya dayalı öğrenme belirli kurallar içermemektedir, daha çok sürekli araştırmayla desteklenen bir fikir ve en iyi uygulamalar kombinasyonundan ibarettir. Bu yaklaşımda, bir sınıf gerçek bir senaryoyu veya olguyu gözlemler – öğrencinin hayatındaki güncel bir olay veya durum gibi- ve bunu disiplinlerarası bir yaklaşımla analiz eder. EdTech review adlı eğitim teknolojileri platformunda da açıklandığı gibi, sürecin en önemli bölümlerinden biri öğrencilerin hangi bilgi boşluklarını doldurmak istediklerini belirlemede önemli bir rol oynadıkları öğrenci önderliğinde bir araştırma olmasıdır.

An Overview of Phenomenon-Based Learning

Phenomenon-based learning does not include a strict set of rules, but rather comprises a combination of beliefs and best practices, supported by ongoing research. In this approach, a classroom observes a real-life scenario or phenomenon — such as a current event or situation present in the student’s world — and analyzes it through an interdisciplinary approach. As explained in the EdTech review, an essential part of the process is that it is a student-led investigation, with students playing a primary role in identifying the gaps in their knowledge that they want to fill.

Finlandiya’da olguya dayalı öğrenmenin yayılmasıyla ilgili medyada en çok dikkat çeken tarafı disiplinlerarası yaklaşımı olmuştur. Konuları matematik, fen vb. gibi derslere ayırmak yerine, yeni olguya dayalı öğrenme reformları, okulların Avrupa Birliği gibi bir konu hakkında konuyu farklı yaklaşımlarla ele alarak sene boyunca öğrenmeyi içeren çeşitli ünitelere yer vermelerini gerektirmektedir. Bu değişiklikler konuya dayalı öğrenme yaklaşımına son vermeyecek, yerleşik dersleri destekler nitelikte olacaktır.

The aspect of Finland’s expansion of PBL that has gained most attention from the media is its interdisciplinary approach. Instead of focusing on segregating topics into subjects such as math, science, and so on, the new PBL reforms require schools to include several units a year that involve learning about one topic — such as the European Union — by approaching it from several approaches. These changes will not get rid of subject-based learning, but instead supplement those established courses.

Bu, olguya dayalı öğrenmenin ne tek ne de en önemli ilkesidir. Bu öğrenme yaklaşımının en önemli tarafı öğrencilerin pasif olarak öğretmenlerden bilgi almak yerine, projeler geliştirmek için öğretmenlerle birlikte çalışmasıdır. Örneğin, öğrencilerin soruları, fikirleri ve teorileri makale veya sunum projesi hazırlarken ve planlarken başlangıç noktası görevi görmektedir. Dahası, öğrenciler sadece olguya dayalı öğrenme dersini planlarken değil, aynı zamanda kendilerini değerlendirirken de katkıda bulunurlar. Genellikle birkaç hafta süren proje boyunca öğrenciler kendi öğrenimlerinin sorumluluğunu üstlenirler ve sınıf arkadaşlarıyla yeni bakış açılarını paylaşırlar.

This is neither the only nor the most significant tenet of PBL. Most importantly, within this approach to learning, students work alongside teachers to develop projects as opposed to passively receiving knowledge from their educators. For instance, students’ questions, ideas, and theories serve as starting points when conceptualizing and planning essays or presentations. Moreover, students have input not only in planning PBL class session, but also in self-assessment. Throughout the duration of a project, which is typically a few weeks, students take responsibility for their own learning and share new perspectives with their classmates.

Olguya dayalı öğrenmenin bir diğer bileşeni de modern teknolojinin entegre edilmesidir. Bu yaklaşımın bir parçası olarak, ulusal ve yerel müfredatlarda oyun tabanlı öğrenme (game-based learning) gibi online öğretim yöntemlerine yer verilmektedir.  Teknoloji kullanımı öğrencileri yükseköğretimin ve değişen işgücünün gittikçe artan taleplerine daha iyi hazırlamaktadır. Bunun yanı sıra, olguya dayalı öğrenme iletişim, birlikte çalışma, yaratıcılık, eleştirel düşünme (critical thinking), sürdürülebilirlik ve uluslararası anlayış gibi diğer önemli 21. yüzyıl becerilerine de vurgu yapmaktadır.

Another component of PBL is the integration of modern technology. Online instruction, including game-based learning, is being worked into the national and local curricula as part of this approach. Use of technology is meant to better prepare students for the ever-evolving demands of higher education and a changing workforce. Additionally, PBL emphasizes other important 21st century skills, such as communication, collaboration, creativity, critical thinking, sustainability, and international understanding.

Modern nöropsikoloji beynimizin bilgi kişisel hayatımızla ilişkili olacak şekilde sunulduğunda en iyi öğrendiğini de göstermektedir. Olguya dayalı öğrenmede öğrencilerin hayatını etkileyen ve onları dersin temel parçası haline getiren konular ele alınır, böylece çocukların kendilerini öğrendikleri şeye daha derinlemesine vermeleri sağlanır.  Benedict Carey’in How We Learn: The Surprising Truth About When, Where, and Why It Happens (Nasıl Öğreniyoruz: Öğrenmenin Ne Zaman, Nerede ve Neden Gerçekleştiğine Dair Şaşırtıcı Gerçek) adlı kitabında ifade ettiği gibi, “Beyin sadece ilgili, faydalı veya ilginç olan – veya gelecekte öyle olabilecek –  şeye tutunur.”

Olguya dayalı öğrenmenin bir diğer faydası da eğitimcilere bu yaklaşımın nasıl ve ne zaman uygulanabileceğine dair esneklik vermesidir. Öğretmenler öğrencileri için önemli buldukları ve onları ilgilendirdiğini düşündükleri konuları seçecektir ve bu konular sınıftan sınıfa ve okuldan okula farklılık gösterebilir. Ayrıca, okullar programlarında olguya dayalı öğrenme derslerine ne sıklıkla ve ne kadar süreyle yer vereceklerine karar verme yetkisine sahiptir.

Modern neuropsychology also shows that our brains learn best when information is presented in ways that are relevant to our personal lives. Phenomenon-based learning takes subjects that have an impact on student’s lives and makes them a core part of the classroom, ensuring that kids will be more deeply invested in what they are learning. As Benedict Carey explains in his book, How We Learn: The Surprising Truth About When, Where, and Why It Happens, “The brain holds on to only what’s relevant, useful, or interesting — or may be so in the future.”

Another benefit of the PBL is that it offers educators flexibility regarding how and when to implement it. Teachers will choose topics they deem important and relevant to their students, and these may vary among classrooms and schools. Moreover, schools have the power to decide how often and for how long to include PBL lessons in their schedules.

Olguya Dayalı Öğrenmenin Gelişimi

Finlandiya’daki okullar olguya dayalı öğrenme yaklaşımını 1980lerden beri farklı derecelerde denemektedir ama 2013 yılı başlangıcı itibariyle ülke olguya dayalı öğrenme tabanlı müfredatı resmi olarak uygulamaya başlamıştır. Uygulama ülkenin başkenti Helsinki’deki liselerde başlamıştır ve Finlandiya genelindeki geleneksel konuya dayalı öğretimin hala yaygın olduğu ortaokulları da içerecek şekilde yavaş yavaş yaygınlaşmaktadır. 2014 yılında, Finlandiya, Ulusal Müfredat Çerçevesinin (NCF) olguya dayalı öğrenme odaklı bir versiyonunu geliştirmiştir. 2016-2017 eğitim öğretim yılına kadar, Finlandiya’daki tüm okul bölgelerinden NCF’ye göre kendi kişiye özel öğrenme standartlarını sunmaları ve bu standartlarda olguya dayalı öğrenme projelerine daha uzun süreli yer verilmesi istenecektir.

The Evolution of PBL

To varying extents, schools in Finland have experimented with PBL since the 1980s, but by the beginning of 2013, the country started formally implementing a PBL-based curriculum. This began in high schools around the country’s capital of Helsinki and is slowly spreading to include middle schools around Finland, where traditional subject-based instruction still predominates. In 2014, Finland developed a revised version of its National Curriculum Framework, or NCF, with PBL at its core. By 2016–2017, every local school district in Finland will be required to present its own personalized learning standards, based on the NCF, and these will need to include extended periods for PBL projects.

Olguya Dayalı Öğrenmeyle ilgili Kavram Yanılgıları

İnsanlar olguya dayalı öğrenmeyle ilgili çeşitli yanlış kanılara sahiptir. Birincisi, olguya dayalı öğrenme geleneksel konuya dayalı öğretimin yerine geçmek üzere geliştirilmemiştir. Çocukların dünya görüşünü ve kendilerine dair anlayışını geliştiren bir okul eğitiminin bir parçası olarak tasarlanmıştır.

Ayrıca, çocuklar kendi öğrenimlerinin sorumluluğunu üstlendikleri için olguya dayalı öğrenme yapılandırılmamış görünebilir. Bu doğru değildir; olguya dayalı öğrenme öğretmen tarafından bir Montessori okulu ortamını (Montessori school) hatırlatacak şekilde hazırlanır. Sınıf seviyesine ve daha önemlisi çocukların gelişim ihtiyaçlarına göre, öğretmenlerin dersten önce içerik ve araştırma materyalleri seçmesi ve hazırlaması gerekmektedir.

Misconceptions about PBL

There are several misconceptions that people have about phenomenon-based learning. For one, PBL is not meant to replace traditional subject-based teaching. It is designed as a part of schooling that can widen children’s view of the world and understanding of themselves.

Moreover, PBL may appear unstructured due to children’s responsibility for their own learning. This is untrue; the PBL environment is prepared by the teacher, in a way reminiscent of a Montessori school setting. Based on grade level and, more importantly, children’s developmental needs, teachers must select and set up content and research materials prior lessons.

Son olarak, diğer bir kavram yanılgısı da bu tür bir eğitim ortamında sadece belirli çocukların öğrenebileceğidir. Her türlü geçmişe sahip çocuklar ve özellikle de yoksullukla ilgili akademik, duygusal ve sosyal sıkıntı riskinde olan çocuklar olguya dayalı öğrenme yaklaşımının yapısından ve esnekliğinden çok fayda görebilmektedirler. Öğretmenler bu stratejiyi kullanarak öğrencilerinin mevcut bilgileriyle ve kişisel deneyimleriyle bağlantılı proje konuları belirlerler. Sonra, öğrenciler kendi deneyimlerini oluşturma ve değerlendirme aşamalarına katılırlar. Çocuklar mutlu olduklarında daha iyi öğrenirler. Böylece topluluk olguya dayalı öğrenmenin özelliklerinden olan öğrenmekten keyif alarak zorlukları yenme gücü kazanabilir.

Lastly, another misconception is that only certain children are equipped to learn in this kind of educational setting. Children from all backgrounds, and especially those at risk of poverty-related academic, emotional, and social difficulties can benefit greatly from the structure and flexibility that PBL offers. Using this strategy, teachers decide on project topics that connect to their students’ background knowledge, including personal experiences. Students then participate in creating and evaluating their learning experiences. When children are happy, they learn better. Resilience can then build within the community through the joy of learning — a hallmark of PBL.

Olguya Dayalı Öğrenmeyle ilgili Zorluklar ve Yaklaşımın Geleceği

Finlandiya’daki tüm okullar ve öğretmenler bu değişim karşısında aynı heyecanı duymamaktadır. Öğretmenlerden bakış açılarını ve öğretim rutinlerini değiştirmeleri istenmektedir ve bunu yapmak uzun süredir meslekte olan insanlar için işin en zor tarafıdır. Örneğin, belirli bir alanda bilgi sahibi olan öğretmenlerden artık disiplinlerarası projeler geliştirmek için başka öğretmenlerle birlikte çalışmaları istenmektedir.

2013 yılından beri, Finlandiya’daki tüm öğretmenlerden genellikle birkaç hafta süren ve olguya dayalı yaklaşımla hazırlanmış bir proje tasarlamaları istenmektedir. Bu planı uygulayabilmek için, öğretmenlerin gereken eğitimi almış olmaları gerekmektedir. Olguya dayalı öğrenme için Finlandiya’nın öğretmenlerini en etkili ve uygun şekilde yetiştirmesi gerekmektedir. Daha kalabalık bölgelerdeki öğretmenler için olguya dayalı öğrenme eğitimi almak daha kolay olabilir, peki ya uzak bölgelerdekiler? Herhangi bir müfredat reformunda olduğu gibi, nitelikli mesleki gelişim kesinlikle işin en önemli tarafıdır.

Challenges and Future of PBL

Not all schools and teachers in Finland are equally thrilled about these changes. Teachers are asked to alter their mindsets and teaching routines, and this is hardest for those who have been in the profession the longest. For instance, teachers who are well-versed in a particular subject area are now being asked to work collaboratively with other teachers to design interdisciplinary projects.

Since 2013, every Finnish teacher has been required to design and set aside time for a project, usually lasting a few weeks, that exemplifies the PBL approach. In order to implement this plan, teachers must be trained to do so. With PBL in the works, Finland will have to determine the most effective and suitable way to train its nation’s teachers. While it may be easier for teachers in more densely populated areas to get training in PBL, what about those in more remotelocations? As with any curricular reform, quality professional development is certainly of the utmost importance.

Finlandiya’da standart değerlendirmelerdeki öğrenci performansının 2013 yılından beri gerilemesine rağmen, eğitim liderleri tercihlerini test puanlarını arttırmayı doğrudan ele almayan bu tür müfredat değişikliklerinden yana kullanmışlardır. Bunun yerine, öğrencileri gerçek problemlere hazırlamaya odaklanmaya karar vermişlerdir. Finlandiyalı eğitimci Pasi Sahlberg’in The Conversation’da belirttiği gibi:

Interestingly enough, while student performance on standardized assessments has slipped in Finland since 2013, education leaders opted for this set of curricular changes, one that does not directly address increasing test scores. Instead, they decided to focus on training students for real-world problems. As Finnish educator Pasi Sahlberg states in The Conversation:

Finlandiya’daki eğitim otoritelerinin Finlandiyalı öğrencilerin uluslararası sınavlardan aldıkları test puanları son yıllarda düşüşe geçmişken neden tüm okullarda entegrasyona ve olguya dayalı öğrenmeye zaman ayrılması üzerinde ısrar ettiklerini merak ediyor olabilirsiniz. Bunun cevabı Finlandiya’daki eğitimcilerin okulların sınav puanlarını eskiden oldukları seviyeye çıkarmak yerine, gençlere hayatlarında gerekli olacak şeyleri öğretmesi gerektiğini düşünmeleridir ki bu çok doğru bir düşüncedir.

You may wonder why Finland’s education authorities now insist that all schools must spend time on integration and phenomenon-based teaching when Finnish students’ test scores have been declining in the most recent international tests. The answer is that educators in Finland think, quite correctly, that schools should teach what young people need in their lives rather than try to bring national test scores back to where they were.

Test puanları tek başına bir sınıfın, okulun, okul bölgesinin veya ulusun başarı belirleyicisi olamaz ve olmamalı. Buna karşın, olguya dayalı öğrenme öğrencileri geçek hayattaki zorluklarla tanıştırır ve onları üniversiteye ve çalışma hayatına daha iyi hazırlar.

Test scores alone certainly cannot and should not be the determinant of the success of a classroom, school, district, or nation. Phenomenon-based learning in turn brings students closer to real-world challenges and can better prepare them for college and a career.

Çeviren/Translated by: Aslı KARABULUT AŞCI

Tatyana Zhukov • Jul 27, 2015

Tweet Sha

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s