Okullar Ne Öğretmeli?

*Eğitim geleceğin pasaportudur çünkü yarın, gelecek için bugünden hazırlanan insanlara aittir.

Bilinmez gelecek, üzerine müfredat planlamak için sağlam bir dayanak noktası değil.

İlk bakışta, öğrencileri geleceğe hazırlayan bir müfredat tasarlama fikri tartışılamaz gibi görünmektedir. Neticede, eğitim sadece şimdiye yönelik değildir. Öğrenciler şimdikinden farklı bir dünyada yaşıyor olacaklar ve okullar öğrencilerin o dünyayla baş etmelerine yardımcı olmalıdır.

The unknowable future is not a sound basis on which to plan curriculum.

At first glance, the idea of designing a curriculum that prepares students for the future seems unassailable. After all, education is not only for the present. Students will be living in a world different from the one they now occupy, and schools should enable them to deal with that world.

Bir fikir ne kadar tartışılamaz görünürse görünsün, geleceğin nasıl olacağını kim söyleyebilir ki? Yaşam stilleri, sosyal düzenlemeler ve karşılaşılacak problemlerin hep zor olacağı düşünülmektedir. 20 yıl önce yetişkinlerin bugün karşı karşıya kaldıkları sorunları kim tahmin edebilirdi? Aslında, eğitim politikasının en önemli eksikliklerinden biri eğitimin amaçlarının ve içeriğinin hazırlığa dayandırılarak haklı çıkarılamayacağı inancından kaynaklanmaktadır. “Bunlar bir gün size lazım olacak” hem okullarda hem de mutfak masasında duyulan tanıdık bir nakarattır. Böyle bir tembih öğrencileri harekete geçirmekte veya motive etmekte pek etkili değildir.

As unassailable as such an idea appears, who among us can tell what the future will look like? Projections about lifestyles, social arrangements, and problems that will be encountered are notoriously difficult. Who could have predicted 20 years ago the challenges that adults address today? Indeed, some of the most significant weaknesses of education policy stem from the belief that the aims and content of education can be justified on the basis of preparation. “Some day you will need this” is a familiar refrain heard both in schools and around the kitchen table. Such an exhortation does little to stimulate or motivate students.

 

Bilinmez gelecek, üzerine müfredat ve öğretim planlanabilecek kadar sağlam bir dayanak noktası değilse, sağlam dayanak noktası nedir? Öğrencileri geleceğe en iyi bugünle etkili bir şekilde baş etmelerini sağlayarak hazırlayabiliriz.

 

If an unknowable future is not a sound basis on which to plan curriculum and instruction, then what is? We can best prepare students for the future by enabling them to deal effectively with the present.

 

Okullar Ne Öğretmeli

Muhakeme Etme

Öğrencileri geleceğe hazırlamanın en iyi yolu, bugüne öğrencilerin birden fazla doğru cevabı olan problemlere odaklanmalarını sağlayacak şekilde odaklanmaktır. En önemli sorunlar formüllerle, algoritmayla veya kurallarla çözülemez, muhakeme etme dediğimiz en üstün insan yeteneğini kullanmayı gerektirirler. Muhakeme etme sadece tercih değil, daha çok yaptığımız tercihlerin nedenlerini gösterebilme yeteneğidir. İyi muhakeme için iyi nedenler gerekir. İyi muhakemeyi mümkün kılan eğilim ve eleştirel zekâ okulların öğrencilerde geliştirebileceği en önemli yeteneklerdendir.

 

Bu özelliği geliştirmek için müfredatın muhakemeye izin veren problemler içermesi gerekmektedir. Bu gibi problemler düşünmeyi ve olası çözümler üretmeyi gerektirmektedir. Belli bir büyüklükteki problemlerin genellikle farklı açılardan düşünülmesi gerekir ve sadece geçici olarak çözülebilirler. Öğrencilere düşünme ve muhakeme etme uygulamalarının birbirinden ayrılamayacağını öğretmeliyiz.

 

What Schools Should Teach

Judgment

The best way to prepare students for the future is to focus on the present in a way that enables students to deal with problems that have more than one correct answer. The problems that matter most cannot be resolved by formula, algorithm, or rule. They require the exercise of that most exquisite human capacity that we call judgment. Judgment is not mere preference, but rather the ability to give reasons for the choices that we make. Good judgment requires good reasons. The disposition and critical acumen that make good judgment possible are among the most important abilities that schools can cultivate in students.

 

To cultivate this quality, the curriculum needs to consist of problems that permit judgment. Such problems require deliberation and yield multiple possible resolutions. Problems of a substantial magnitude usually need to be considered from various angles and can only be temporarily resolved. We should teach students that the practices of deliberation and judgment go hand in hand.

 

Eleştirel Düşünme

Okulların öğrencilerde geliştirmesi gereken ikinci bir yetenek de fikirleri eleştirme ve fikirlerle neler yapılabileceğini araştırmaktan keyif alma yeteneğidir. Bu yeteneği geliştirmek için öğrencilere araştırmaya değecek fikirler verilmesi gerekmektedir.

 

Kuvvetli fikirler ayakları yere basan, öğrencileri bir yere götüren fikirlerdir. Rastlantısal mutasyon ve doğal seleksiyon fikri, kültür ve kişilik arasındaki ilişki, çoğunluğun fikrine göre karar verilen bir hükümette azınlık haklarının korunması gibi fikirler öğrencilerin eleştirel bir şekilde inceleyebileceği, araştırabileceği ve açıklayabileceği fikirlere örnektir. Bu fikirlerin hepsi bitmez tükenmez fikirlerdir.

 

Critical thinking

A second ability that schools need to develop in students is the ability to critique ideas and to enjoy exploring what one can do with them. To develop this ability, students must be presented with ideas that are worth exploring.

 

Powerful ideas are those that have legs, that take students someplace. The idea of random mutation and natural selection, the relationship between culture and personality, and the protection of minority rights in a government in which the majority rules are examples of the ideas that students might critically examine, explore, and explicate. Each of these ideas is inexhaustible.

 

Anlamlı okuryazarlık

Okulların üçüncü amacı, farklı okuryazarlıkları geliştirmektir. Okuryazarlık genellikle okuma ve yazma becerisi olarak algılanmaktadır. Bazen hesaplama becerisi veya sayısal beceri de bu kavrama dâhil edilir.  Okuryazarlık kültürde kullanılan sembolik formlardan herhangi birindeki anlamı şifreleme veya deşifre etme yeteneğini içermektedir. Örneğin; biri müzikten, görsel sanatlardan veya danstan anlam çıkarma konusunda okuryazar olabilir.

 

Meaningful literacy

A third aim for schools is to cultivate multiple forms of literacy. Literacy is normally conceived of as the ability to read and write. Sometimes computational skill, or numeracy, is added to the concept. Literacy involves the ability to encode or decode meaning in any of the symbolic forms used in the culture. For example, one can be literate in one’s ability to experience and derive meaning from music, from the visual arts, or from dance.

 

Hayatlarımız çeşitli anlamları içinde barındırma yeteneğiyle zenginleşir. Sanat gibi bazı kültürel formları göz ardı eden okullar yarı okuryazar öğrenciler  – sanatın başkalarının zevki olduğunu düşünen öğrenciler- mezun ederler. Tabi bu öğrenciler popüler sanata karşı duyarlı olabilirler ama sanatsal başarının olağanüstü yüksek seviyelerini temsil eden daha klasik ve karmaşık formlara karşı duyarlı olmalarını bekleyemeyiz. Bu gibi formları anlamlı bir şekilde deneyimleme yeteneği öğretim gerektirmektedir.

 

Our lives are enriched by the ability to secure wide varieties of meaning. Schools that neglect some cultural forms, such as the arts, guarantee that they will graduate semiliterate students—students for whom the arts will be other people’s pleasures. Of course, these students may well respond to the popular arts. But we cannot anticipate that they will be responsive to the more classical and complex forms that represent extraordinarily high levels of artistic accomplishment. The ability to experience such forms meaningfully requires instruction.

 

Okuryazarlığı kapsamlı bir şekilde tanımlayarak bazı okul programlarının ne yönden eksikleri olduğunu belirleyebiliriz. Esas olarak dilin geleneksel kullanımına veya sayıların formel kullanımına odaklanan programlar öğrencilerin diğer temsil türlerinden anlamlı deneyimler edinme yeteneğini sınırlayabilir.

 

By defining literacy broadly, we can identify areas in which some school programs are lacking. Programs that focus essentially on the conventional use of language or the formal use of numbers can limit students’ ability to secure meaningful experience from other forms of representation.

 

Bu fikri daha da açacak olursak, eğitimin başlıca amacının gençlerin kendilerini nasıl keşfedeceklerini öğrenmelerini – kendi fikirlerini nasıl oluşturacaklarını öğrenmelerini- sağlamak olduğu söylenebilir. Kültürel okuryazarlık sadece rahatlama değil, aynı zamanda yeniden yaratma imkânı da sağlamaktadır. Hayatımız boyunca yeninden yarattığımız, benliğimizdir.

 

To push this idea even further, we might say that the primary aim of education is to enable youngsters to learn how to invent themselves—to learn how to create their own minds. Cultural literacy provides not only recreation but also re-creation. What we re-create throughout life is the self.

 

Birlikte çalışma

Okulların öğrencilerin hayatlarında burada ve hemen fark yaratabilecek dördüncü amacı başkalarıyla birlikte, işbirliği ve uyum içinde çalışmayı öğrenme fırsatları sunmaktır.  Okulları solo performans üreten yerler olarak düşünürüz. Okulları öğrencilerin başkalarıyla, özellikle de kültürel olarak kendilerinden farklı öğrencilerle birlikte çalışmasını öğrenmelerine yardım eden yerler olarak da düşünmeliyiz. Eğitim aracılığıyla hem bireyselleşmeye hem de bütünleşmeye çalışmalıyız.

 

Collaboration

A fourth aim for schools that can make a difference in the lives of students here and now is the provision of opportunities to learn to work with others collectively, cooperatively, and in harmony. We tend to think about schools as producing solo performances. We also need to think about schools as helping students learn to work collaboratively with others, particularly with students who are culturally different from themselves. What we ought to seek through education is both individuation and integration.

 

Okulların her öğrencinin ayırt edici yeteneklerini, özelliklerini ve yatkınlıklarını desteklemesi gerekmektedir. Ayrıca, okulların öğrencilerin kendi bireysel güçlü yanlarını belirlemelerine ve onları mutlu eden şeyin peşinden gitmelerine yardımcı olması gerekmektedir.

 

Schools ought to promote the realization of each student’s distinctive talents, aptitudes, and proclivities. And at least to some degree, schools ought to help students identify their individual strengths and make it possible for them to follow their bliss.

 

Ancak okulların öğrencilerin başkalarıyla beraber anlamlı projeler üzerinde çalışmayı öğrenmelerine de yardımcı olması gerekmektedir. Birlikte çalışma süreci yeni fikirler doğurmakta ve bir demokraside önemli olan sosyal becerileri geliştirmektedir. Okulların bu gibi aktiviteler ve bu aktivitelerin gerçekleştirilmesini destekleyen öğrenme formları için pek çok fırsat sunması gerekmektedir.

 

But schools should also help students learn how to work with others on meaningful projects. The process of collaboration gives birth to new ideas and develops social skills that matter in a democracy. Schools should provide ample opportunity for such activities to take place and for the forms of learning that those activities promote to be realized.

 

Hizmet

Birlikte çalışmayla ilgili olarak günümüz okullarının beşinci amacı, öğrencilerin topluma katkıda bulunmasını sağlayan koşulları oluşturmaktır. Eğitim kişisel amaçlara hizmet eden bireysel başarıdan fazlası olmalıdır. Topluma hizmet etmek sadece uygun bir sosyalleşme şekli olarak değil, aynı zamanda manevi değeri bakımından anlamlıdır.

 

Service

Related to collaborative work is a fifth aspiration for schools today: the creation of conditions through which students can make a contribution to the larger community. Schooling should be about more than individual achievement intended to serve one’s own personal ambitions. Providing payback to the community makes sense, not only as a form of appropriate socialization, but also as a moral virtue.

 

Hizmet öğrenimi bu yönde hareket eder. Okullar tüm öğrenciler için kültürel merkezlerle, sosyal kuruluşlarla, sağlık kurumlarıyla ve katkıda bulunabilecekleri diğer toplum kaynaklarıyla bağlantı kurma fırsatları planlamalıdır. Sınav sonuçlarına o kadar kendimizi kaptırıyoruz ki, toplumun refahına katkıda bulunmak isteyen ve bunu nasıl yapacağını bilen sosyal sorumluluk bilincine sahip vatandaşlar yetiştirmenin önemini çoğu zaman unutuyoruz.  Bu amaç da günümüz okullarına uygun bir amaçtır.

 

Service learning moves in this direction. Schools should plan opportunities for all students to have some connection with cultural centers, social agencies, medical institutions, and other community resources to which they might make some contribution. We are so wrapped up in test scores that we often marginalize the importance of developing socially responsible citizens who are willing to contribute to the larger social welfare and who know how to do so. This aim, too, is appropriate for schools today.

 

Okullar Ne Olmalı

Sınav sonuçları eğitim açısından daha önemli çıktıların arkasında kalmalı. Okullar sınav sonuçlarına öğrenci başarısının ve eğitimin kalitesini en önemli göstergesi muamelesi yaptıkça eğitimde gerçek anlamda önemli olan şeye yeniden odaklanmakta zorlanacağız.

 

What Schools Must Become

Test scores need to take a back seat to more educationally significant outcomes. As long as schools treat test scores as the major proxies for student achievement and educational quality, we will have a hard time refocusing our attention on what really matters in education.

 

Eğitimin başlıca amacı öğrencilerin okulda başarılı olmasını sağlamak değil, okul dışındaki hayatlarında başarılı olmalarına yardımcı olmaktır.

 

The primary aim of education is not to enable students to do well in school, but to help them do well in the lives they lead outside of school.

Okullarımızda yaptığımızın çoğu, temelde seçme mekanizmaları olarak işlev gören geleneksel kategorilerin basit bir yansımasıdır. Bu gelenekleri sorgulamalıyız.

Öğrencilerin dikkatini neye vermesi gerektiğini nasıl belirleyeceğiz?

Çoğu öğrencinin yüksek matematik öğrenmesine gerek var mı?

Kimya öğrenmelerine gerek var mı?

Öğrettiğimiz derslerin öğrencilerin zihnini geliştirdiğine inanıyor muyuz?

Bu derslerin okuldaki eğitim dışındaki işlerle ilgili olduğunu düşünüyor muyuz?

Bu dersleri öğrenciler için birer tatmin kaynağı oldukları için mi öğretiyoruz?

Bu gibi sorular sormalı ve iyi düşünerek cevaplarını bulmalıyız. Bu sorulara vereceğimiz cevaplar eksik olursa, bir gözden geçirme gerekecektir.

 

So much of what we do in our schools is simply a reflection of traditional categories that basically serve as selection mechanisms. We need to question these traditions.

How do we justify what we require students to pay attention to?

Do most students need a course in calculus?

How about one in chemistry?

Do we believe that the subjects we teach develop the students’ minds?

Do we think that these subjects are relevant to tasks beyond schooling?

Do we teach these courses because they are sources of satisfaction to students?

We need to raise such questions and develop thoughtful responses. When our answers to these questions are found wanting, revision is in order.

Son olarak, akıl ve düşünmenin nasıl gerçekleştiğine dair daha kapsamlı bir bakış açısı benimsememiz gerek.

Düşünme sadece sözcüklerin taşıdığıyla sınırlı olamaz. Bilişimizin sınırları dilimizin sınırlarıyla tanımlanmamaktadır.

Michael Polanyi’nin ifade ettiği gibi, “Anlatabileceğimizden daha fazlasını biliyoruz.”

Finally, we need to embrace a broader view of mind, a broader view of the ways in which thinking occurs. By no means is thinking limited to what words alone can carry.

The limits of our cognition are not defined by the limits of our language.

As Michael Polanyi commented, “We know more than we can tell.”

Yarına hazırlanmanın en iyi yolu, bugün anlamlı eğitim almaktır. Aklın gelişimi okulların önemli bir rol oynadığı bir kültürel başarı şeklidir.

Bu meseleleri kabul edersek, okullarımızdaki reformun rahat karşıladığımız paradigmalardan insanların sadece dünyayı değil, kendilerini de şekillendirme potansiyelini daha iyi ele alan paradigmalara geçmeyi gerektirdiğini fark edeceğiz.

Preparation for tomorrow is best served by meaningful education today. The development of mind is a form of cultural achievement in which schools have an important role to play.

If we endorse these propositions, we will realize that genuine reform of our schools requires a shift in paradigms from those with which we have become comfortable to others that more adequately address the potential that humans possess for shaping not only the world, but themselves.

 Elliot W. Eisner : Professor of Education and Professor of Art, School of Education, Stanford University, Stanford, CA

http://www.ascd.org/publications/educational-leadership/dec03/vol61/num04/Preparing-for-Today-and-Tomorrow.aspx

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s