BUGÜNÜN GELECEĞİ İÇİN EĞİTİM

http://www.innovationunit.org/sitesst%20Century%20Education.pdf

İnsanların eğitimle ilgili pek çok varsayımı vardır. Dersler bir saat sürmeli. Cep telefonları okul saatlerinde kapalı tutulmalı. Öğrenciler sınıfta öğrenmeli. Esas olarak, öğrenciler okula öğrenmek için, öğretmenler de öğretmek için gelirler. Bu varsayımların bu kadar yaygın olmasının nedeni çoğumuzun aldığı eğitim şekline uygun olmalarıdır. Ancak bu eğitim versiyonu çok farklı bir zamanda ve çok farklı bir zaman için tasarlanmıştır ve bu eğitim şeklinin günümüzün öğrenenlerinin ihtiyaçlarını karşılayacağını varsaymak için hiçbir neden yoktur.

Aslında, öğretmenlerin hiç olmadığı kadar çok çalışmalarına rağmen, okullar gençleri okula bağlamakta zorlanmaktadır. Çocuklar büyüdükçe okula olan bağlılıkları daha da azalmaktadır – oysaki tam tersinin olması ümit edilmektedir.

Okullar gençleri yaşama hazırlamakta da zorlanmaktadırlar. Önümüzdeki on yıllarda, şimdi yaşadığımız siyasetteki, ekonomideki, teknolojideki ve iklimdeki değişiklikler daha da belirgin hale gelecek. 21. yüzyıl eğitiminin,  gençleri henüz olmayan işlere hazırlaması gerekmektedir. Kendilerine küresel sahnede bir yer bulabilecek adaylar yetiştirmek istiyorsak, onları bu belirsiz gelecekle baş edebilecek becerilerle donatmak zorundayız.

Eğitim sistemleri değişime direnmişlerdir çünkü eğitim çok önemlidir – bazılarına göre üzerinde deney yapılamayacak kadar çok önemlidir. Bu hususa başka bir açıdan da bakılabilir: hızla değişen dünyada, eğitim geride bırakılamayacak kadar çok önemlidir.

  Dersleri açın

45-60 dakikalık dersler öğretmenleri ders planlarını askeri dikkatle uygulamaya zorlayarak dünyanın her yerindeki okul sistemlerinde uzun süre hüküm sürmüştür. Öğrenciler zil çalana kadar konuyu tam olarak anlamadıysalar boş verin – sonuçta, zaman kimseyi beklemez. Oysa ki, gittikçe daha çok okul, dersi dört duvarla çevrili bir derslikte konuya ayrılan belli, katı bir süre içinde verilen bir kavram olarak görmeyi bırakıp bir dersin birçok şey olabileceği fikrini benimsemeye başlamıştır.

Organik veya yapılandırılmış. Uzun veya kısa. Okul içinde veya dışında. Ve derslerin yapısı değiştiği gibi, öğretmenin rolü de değişmektedir.

Katı zaman çizelgelerini hiç esnek bulmayan birçok eğitimci bu sorunu derslerden tamamen kurtularak çözmüştür. İsveç’teki Kunskapsskolan ve Brezilya’daki Lumiar gibi okullar bireysel öğrenme planları ve uzunluğu farklılık gösteren grup projeleri etrafında düzenlenmiştir. Bu örneklerde, mekân, zaman ve kaynak dağılımı sabit değildir. Zaman, mekân ve kaynaklardan öğrenme hedeflerini gerçekleştirmek için en iyi nasıl yararlanacaklarına öğrenciler karar verirler. Öğretmenler de bu süreç boyunca öğrencilere destek olur ve gelişimlerini yakından takip ederler.

Ancak dersleri açmak için bu kadar radikal olmak zorunlu değildir. Dersler daha esnek bir öğretim stilinde uzatarak veya kısaltarak da yapılabilir. Hala ‘standart’ olmasa da, eğitimciler öğrencilere kendi araştırmalarını yapmak ve kapsamlı projeler yürütmek için yeterli sürenin verildiği daha uzun dersler vermenin faydalarını fark etmektedirler.

İngiltere’de Royal Society of Arts’ın Zihinleri Açma müfredatı öğretmenlere ve öğrencilere disiplinler arası konuları derinlemesine inceleme şansı veren üç saatlik dersleri savunmaktadır.   Bu yaklaşımı benimseyen okullarda çalışan memnuniyetinin ve öğrenciler arasındaki olgunluk ve bağımsızlık düzeyinin daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Benzer bir ilke fen deneylerinin öğrencilerin kendilerini araştırmalarına tamamen vermesini sağlamak için yarım günlük bloklar halinde yapıldığı Cramlington Öğrenme Köyü’nde de benimsenmiştir.

Esnek, kişiye özel öğrenmenin öneminin farkına varan eğitimciler geleneksel “derslerini” dönüştürmek için teknolojiyi de heyecan verici şekillerde kullanıyorlar. Amerika’da, kar amacı gütmeyen bir eğitim kuruluşu olan Khan Academy bilginin okul saatleri dışında online öğretimle aktarıldığı “ters yüz edilmiş sınıf” yaklaşımını kullanmaktadır. Böylece sınıfta geçirilen zaman derin tartışmalara, araştırmaya ve içeriğin uygulanmasına ayrılabilmekte ve verimli öğretmen-öğrenci etkileşimi fırsatları en üst seviyeye çıkmaktadır.

Araştırmalar “geleneksel sınıf zamanıyla” “ev ödevinin” bu şekilde tersine dönmesinin çok etkili olduğunu, bu modele katılan öğrencilerin sınavlardaki ortalama başarısının geleneksel olarak ders alıp %41’lik başarı elde eden öğrenciler karşısında %74 olduğunu göstermektedir.

Teknolojinin yardımıyla ve zamanın ve mekânın radikal bir biçimde yeniden tasavvuruyla dersler artık geleneksel sistemin tipik özelliği olan “herkesin aynı olduğunun kabul edildiği” yaklaşıma bağlı değildir.  Öğrenciler daha kişiye özel derslerden daha çok öğrenmekte ve kendi öğrenimleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaktadırlar ama tek kontrol sahibi onlar değildir. Öğretmenler üzerindeki etkiler de heyecan vericidir. Öğretmenler danışman, koç ve ders materyalinin gerçek dünyayla olan bağlantısını vurgulayan projelerde tasarımcı gibi farklı rolleri üstlenmekte daha serbesttirler. Bu da öğretmenlere öğrencilerle daha derin ve daha tatmin edici bir şekilde ilgilenme potansiyeli ve müfredat tasarımı ve sunumunda daha yaratıcı bir rol oynama şansı vermektedir.

  Sınıf bağlamının dışında düşünün

Geleneksel bir derslikte, öğrenciler kendi sıralarında veya küçük masalarda yüzleri öğretmene dönük olarak sıra hâlinde otururlar. Bunun çok geçerli bir nedeni vardır: bu derslikler öğretmenlerin bilgiyi öğrenci gruplarına etkili bir şekilde aktarabilecekleri şekilde tasarlanmıştır. Bu, öğretmenlerin öğrenciler için en ulaşılabilir bilgi kaynağı oldukları zamanlarda mantıklıydı. Ancak kablosuz internetin etrafımızın bilgiyle çevrili olması anlamına geldiği bir çağda artık sıralar halinde öğretmene bakan öğrencilere ihtiyacımız yok.

  1. yüzyıl becerileri arayışı –işbirlikçi problem çözme, Bilişim Teknolojileri, bilgi okuryazarlığı ve ekonomik okuryazarlık – 21. yüzyıl öğretim yöntemlerini gerektirmektedir. Öğretmenlerin rolü artık bilgi vermek değil, rehberlik etmek, tartışmak ve tabii ki ne zaman daha çok desteğe ihtiyaç olduğunu bilebilmek için öğrencilerin gelişimini ölçmektir. Günümüzde yenilikçi okullar derslikleri bilginin aktarımından çok bilgi arayışı için tasarlamaktadır ve hatta derslikleri tamamen kaldırmaktadır.

İngiltere, Northumberland’deki Cramlington Öğrenme Köyü fen derslerini tartışma, araştırma ve deney yapmak üzere bölgelere ayrılmış Açık Öğrenme Bilim Meydanı adlı bir yerde yaparak dersliklerini yeniden gözden geçirmektedir. Deney bölgesinde öğrencilerin deneylerini hafta sonu izlemesini sağlayan web kameraları bile vardır.

Cramlington’ın öğrenme mekânı tutumu okul mekânının tamamını “öğrenme mekânı” olarak gören İsveç’teki Kunskapsskolan okullarınca tekrarlanmaktadır. Yani, koridorlar ve dolayısıyla derslikler yoktur.  Öğrenme mekânı hakkındaki bu düşünme şekli İsveç’in en iyi mimarlarından bazılarına ilham vermiştir ama bu yaklaşım herhangi bir ilave maliyet olmaksızın hala mevcut okul binalarında da uygulanabilir – önemli olan mekânın kendisi değil, sizin mekânı nasıl algıladığınızdır.

Bunlar dersliklerin genişleyerek ve hatta yok olarak geçirdiği değişikliklerden sadece birkaç tanesidir; ne de olsa artık bilgi verme merkezi olarak dersliklere ihtiyacımız yok. Birçok şeyin olduğu gibi dersliklerin de geleceği esnektir.

  Kişiye özel hareket edin

İngiltere’de, “özel eğitim gereksinimi” olan bir çocuktan bahsettiğimizde tanı konulmuş öğrenme zorluğu olan çocukları kastediyoruz. Fakat aslında herkesin “özel eğitim gereksinimleri” var: sorunlara kendimizce yaklaşıyoruz, kavramları kendi hızımızda anlıyoruz ve farklı geribildirimlere farklı karşılıklar veriyoruz.

İyi öğretmenler bunu daima dikkate alırlar ama geleneksel okulların yapısı öğretmenlerin öğrenimi kişiye özel hale getirme derecesini sınırlamaktadır. Çoğu okulda herkes aynı şeyi aynı şekilde işlemektedir. Genel olarak, kişiye özel olan öğrencilerin ne kadar anlamasının beklendiğidir. Bunun nedeni, bir öğretmenin büyük bir sınıfa materyal sunup sonra öğrencilerin her birinin bu materyali uygulamak üzere ne kadar öğrendiklerini ölçtüğü için her öğrenciye uygun kişisel bir öğrenim süreci sunacak yeterli zamanın olmamasıdır. Bununla birlikte, bu anlayış (tamamen olmasa da) kısmen dijital teknoloji sayesinde değişmeye başlamaktadır.  Dijital teknoloji öğretmenlerin öğrencilerin gelişimini not vermeye saatlerce vakit harcamadan sürekli izlemelerini sağlamakta – ve böylece kişiye özel öğrenme olanakları yaratmaktadır.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri ABD, New York Citiy’de pilot denemesi yapılan bir matematik programı olan School of One’dır. Her sabah, her öğrenciye ders anlatımı, seminerler, küçük tartışma grupları, bilgisayar oyunları ve öğretmenle birebir oturumlar içeren ısmarlama bir ders “listesi” verilir. Bu listeleri hazırlamak için kimsenin zaman harcamasına gerek yoktur: listeler her öğrencinin bir önceki güne ait performans değerlendirmelerine göre bilgisayarda hazırlanır. Böylece, öğrenciler akranlarıyla grup olarak öğrenmenin avantajlarından faydalanırken kendilerine özel bir program takip ederler. Bu arada, (not verme yükü ve planlama zamanı azalan) öğretmenleri projeler tasarlamaya ve öğrencilerle küçük gruplarda birebir çalışmaya daha çok zaman ayırabilmektedir.  Bu örnek, bilgisayarların öğretmenlerin öğrenimi kişiye özel hale getirmesine yardım etme potansiyeliyle ilgili uç bir örnek ama yeni teknolojiden yararlanan okul örneklerinden sadece bir tanesi.

Proje tabanlı öğrenme daha radikal kişiye özelleştirme imkânları sağlamaktadır çünkü öğrencilerin kendileri için anlamlı olan çalışmalar yapmak için isteklerini, ilgi alanlarını ve becerilerini kullanmalarını sağlamaktadır. Bu yöntem işe yaramaktadır çünkü her projenin öğrencilerin kendileri için kişiselleştirebilecekleri birkaç “tartışılmazı” ve bazı unsurları vardır – proje tabanlı öğrenmede çalışmaları kişiye özel hale getirmek öğretmenlerin değil, öğrencilerin sorumluluğudur.

İngiltere, Greater Manchester’daki Matthew Moss Lisesi’nde öğrenciler projelerini kendi isteklerine göre tasarlamakta, planlarını öğretmenlerinin ve akranlarının yardımıyla gözden geçirmektedir – öğrenciler tarafından yürütülen bu projeler arasında mancınık yapma, “en başından itibaren” tişört tasarlama ve yapma, parçalardan bir araba motoru yapma, netbol maçında hakemlik yapma (bu proje ağır öğrenme güçlüğü çeken bir öğrenci tarafından seçilmiştir) gibi projeler yer almaktadır. Bazı öğretmenler bu “istek odaklı” öğrenmeye karşı daha yapılandırılmamış bir yaklaşım benimsemektedir. Örneğin; öğrencilere günün başında ellerindeki tüm kaynakları kullanarak neyle ilgileniyorlarsa onu yapmaları için yarım saatlik bir “serbest zaman” vermektedirler.

Dijital teknoloji, proje tabanlı öğrenme ve istek odaklı öğrenme öğrencilerin okulda kendileri için önemli olan çalışmaları yaptığı, öğrencilerin bilmeleri gereken kavramları ilerleme kaydettikçe öğrenmelerini ve her öğrencinin bu kavramları ne kadar sürede olursa olsun iyice öğrenmesini sağlayan sık (ama örtülü) değerlendirmelerle destekleyen tamamen farklı öğrenme şekillerine işaret etmektedir.

  Öğrencilerin dijital bilgilerinden yararlanın

İş yerinde size biraz araştırma yapmanızı gerektiren acil bir iş verildiğini farz edin. Maalesef  sadece 60 dakikalık bilgisayar erişiminiz var ve bu erişim hakkı dört saat sonra başlıyor. Akıllı telefonunuz var ama bu telefonu binada kullanmanız yasak. Ne yaparsınız? Bu bağlamda yapılacak herhangi bir işin kapsam ve doğruluk bakımından eksik olacağı açık.

Teknoloji gerçek dünyada bilgiyle olan ilişkimizi kökten değiştirdi ve artık bilgiye her yerden ve her zaman erişmeyi doğal karşılar olduk. Bu teknoloji hayatlarının doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak büyüyen gençlerde daha da belirgin. Bugünün öğrencileri bilgiyi doğal olarak sorguluyor, araştırıyor ve sentezliyorlar. Bu beceriler herhangi bir derslikte çok etkili olarak kullanılabilir.

Örneğin, ABD, Philedelphia’daki Bilim Liderliği Akademisinde öğrenciler tekrar materyalleri, videolar ve diğer okulların kendi öğrenimleri için katkıda bulunup kullanabilecekleri tartışma ve makale linkleri içeren Facebook fen grupları oluşturmaktadırlar. Online sohbet, anında mesajlaşma ve e-mail öğrenci-öğretmen ilişkisini güçlendirmeye yardımcı olabilir; Twitter etiketleri ise öğrencilerin fen deneylerinde ve saha gezilerinde gözlemlerini sıralamalarını sağlamaktadır. Blog siteleri öğrencilerin geleneksel öğrenci ve sınıf arkadaşı hedef kitlesinin ötesindeki öğrenci çalışmaları için anında hedef kitlesi teşkil etmektedir.

İngiltere, Nottignham’daki Heathfield İlkokulunda beş yaş kadar küçük yaş grubundaki öğrenenler dersleriyle ilgili blog yazmakta, haftanın blogu ödülü için yarışmakta ve dünyanın her yerinden öğrencilerle iletişim kurmaktadırlar. Bazı okullar öğrencilerin sınıfta telefon kullanmasına günlük yaşamda kullandıkları iletişim ve araştırma yöntemlerine faydalı olduğu ve pahalı dizüstü bilgisayarı ihtiyacını ortadan kaldırdığı için izin vermektedir.

Texas, Lewisville’deki okullar öğrenme aracı olarak telefon kullanımını Kendi Telefonunu Getir adlı bir programla desteklemektedir.  Ders boyunca, öğrenciler etkileşimli beyaz tahtalarda tüm sınıfın görebileceği şekilde gösterilen sorular ve yorumlar yazmaktadırlar. Bu uygulama öğrencileri tartışmaya ve sözlü çalışmalarda kendine güvenmeyen veya “saçma” sorular sormaktan korkan öğrencilere kendilerini ifade edebilecekleri bir platform vermektedir.

Danimarka’daki Ørestad Gymnasium gibi teknoloji ve pedagojinin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu okullarda öğretmenler öğrencileri öğrenmek için teknolojiyi kullanma –kaynakların güvenilirliğini değerlendirme ve uygun araştırma araçlarını kullanarak karmaşık problemleri çözme gibi beceriler geliştirerek – konusunda eğitmeye zaman ayırmaktadır. Teknolojiyi seçme ve kullanma sorumluluğu çalışmalarını öğrendiklerini en iyi şekilde gösterdiğini düşündükleri formatta –ses, metin, görüntü ve videoyu birleştiren proje podcastleri oluşturmak gibi –sunan öğrencilerin elindedir. Dersleri ve fen deneylerini daha sonra izlemek ve tekrar etmek üzere kaydetmek için akıllı telefonlar kullanılır.

Öğrencilerin zaten bilgi sahibi oldukları teknolojileri kullanmak bağımsız, sorgulamaya dayalı öğrenme ve akran işbirliğini desteklemekte, yazılı çalışma standartlarını yükseltmekte ve anında ve yansıtıcı değerlendirme sağlamaktadır. Öğrenci katılımını ortaya çıkarma potansiyeli de çok yüksektir. Teknolojiyi öğrenme deneyimleriyle entegre ederek okulu öğrencilerin hayatına daha çok entegre edebilir, böylece öğrencilerin okul içindeki ve dışındaki öğrenime daha çok katılmalarını sağlayabiliriz.

 Projelerde gerçekçi olun

Günümüzde, gittikçe artan sayıda genç konu çerçevesinde araştırma yapmalarını, pek çok taslak yapmayı gerektiren profesyonel kalitede ürünler ortaya koymalarını ve çalışmalarını akranlarına, velilere ve dünyaya sunmalarını gerektiren proje çalışmaları yaparak öğrenmektedir.

Bunun çarpıcı örneklerinden biri tasarım ve mimariyle ilgilenen çocuklar için yarım günlük bir  lise programı olan San Francisco’yu İnşa Et Enstitüsüdür. Enstitüdeki bir grup öğrenci San Francisco Limanının yeni 14 numaralı iskelesini dekore etmek için bir grup çini tasarladıkları bir kent sanatı projesinde çalıştılar. Öğrencilerin çinileri hazırlamak için kavram aşamasından nihai kurma aşamasına kadar sadece 10 haftalık bir süresi vardı.

Bu süreçte öğrenciler çeşitli yeni beceriler öğrendiler: gerçek teslim tarihlerine uymak için gereken disiplini, bir takım olarak en iyisini yapmak için gereken organizasyonu ve esnekliğin önemini öğrendiler  – çalışma önce bir kentsel tasarımcı tarafından eleştirildi ve deniz temasının çok “belirsiz” olduğu gerekçesiyle reddedildi, bu yüzden öğrenciler başa dönüp daha iyi bir fikir bulmak zorunda kaldılar. Bugün öğrencilerin çalışmasını 14 numaralı iskelenin duvarlarında görebilirsiniz.

Bu gibi projeler öğrencilere takım halinde çalışma, kendi zamanlarını yönetme ve çalışmalarını karma bir hedef kitlesine sunma –hepsi iş yerinde önemli olacak beceriler- deneyimini yaşatmaktadır. Bu gibi projeler bundan daha fazlasını da yapmaktadır. Okulları topluma açmaktadırlar çünkü öğrenciler okul sınırları dışında araştırma yapmakta ve yerel işletmeler (San Francisco Limanı gibi) kendi projelerini öğrencilere vermektedir.

Bu gibi projeler öğrenmeyi gerçekleştirme koşullarını oluşturarak ve bilgi sağlayan kişiler olarak öğretmenlere tasarımcı olma fırsatı vermektedir. En önemlisi, öğrencilere öğrenmenin önemli olduğu mesajını vermektedirler – sadece öğretmenlere değil, projede birlikte çalıştıkları insanlara da; sadece gençlere değil, herkese; sadece okulda değil, her zaman ve her yerde.

Projeler öğrencilerin yaşam boyu öğrenenler olarak yetişmelerine yardımcı olmaktadır ve bu hızla değişen, dijital dünyada öğrenme konusunda iyi insanlara ihtiyacımız var. En etkili projelerin üç ortak özelliği vardır: öğrenciler nihai ürünü ortaya koymadan önce birçok taslak yaparlar, birbirlerinin çalışmasını eleştirmek için çok fırsat verilir ve biten çalışma herkese sunulur. Bu üç özellik – yeniden taslak yapma, eleştiri ve sergileme- hem öğrencilere hem de çalışanlara yüksek kaliteli çalışma ruhunu aşıladıkları için son derece önemlidir.

  Öğrencilerden öğretmen gibi davranmalarını bekleyin (ve bu konuda onlara yardımcı olun)

Öğretmenlik işi çeşitli rol ve sorumluluklar içeren zor bir iştir. Fakat bu öğretmenlerin sadece onlara özel becerilere ve niteliklere sahip olduğu anlamına gelmez: öğrenciler de arkadaşlarına ve sınıf arkadaşlarına karşı ilham verici, tavsiye edici, destekleyici ve dinleyicidir. Aslında, okullar öğrencilerin öğretmenlerle tamamlayıcı şekillerde çalışmasına yardımcı olmak ve böylece kendilerinin ve akranlarının eğitimini şekillendirmede daha aktif bir rol oynamalarını sağlamak için bu nitelikleri destekleme ve geliştirme potansiyelini fark etmeye başlamaktadırlar. Ne de olsa, öğrenciler akranlarının neyi ilginç bulduğunu çoğu zaman doğal olarak anlamaktadır ve bu yüzden etkili öğretmenler olarak hareket edebilirler.

Amerika’da Jefferson County Okulları tarafından yürütülen Öğrenci Teknoloji Liderliği Programı öğrencilerin daha sonra akranlarına izletmek üzere tarihi olaylarla ilgili filmler çektikleri kamplar düzenlemektedir. Mesela, 10 yaşındaki iki kız öğrenci halk otobüsünde ön sıradaki koltuğundan kalkmayı reddederek Afrikalı-Amerikalı vatandaşlık hakları hareketini başlatan 15 yaşındaki siyahi kız Claudette Colvin’in hikâyesini anlatmayı tercih etmişlerdir.

Bu öğrenciler, kendileriyle daha rahat özdeşleştirebilecekleri genç bir insanın deneyimine odaklanarak sınıf arkadaşlarının bu tarih kesitiyle daha çok ilgilenmelerini sağlamışlardır.  Böyle bir aktivite faydalıdır: konuyu hem çok iyi özümseyip anlamalılar hem de başkalarının ilgisini çekecek ve unutmamalarını sağalyacak şekilde nasıl sunacaklarını düşünmeliler; bu da öğrencileri materyal hakkında daha derinlemesine düşünmeye teşvik etmektedir.

Öğrencilerin danışman veya koç olarak da yapabilecekleri çok şey vardır. İngiltere’deki ilkokul öğrencilerinin haftada 1 veya 2 saat boyunca okuma ve matematik konusunda birbirlerine yardım etmek üzere ikili olarak eşleştirildikleri bir çalışma olan Fife Akran Öğrenme Deneyinin öğrencilerin başarısında, davranışlarında ve olgunluk seviyesinde dönüştürücü etkiye sahip olduğu görülmüştür.

Sonuçlar daha büyük yaş grubundaki okuma becerisi zayıf olanlar veya davranışları çok iyi olmayanlar benzer durumdaki daha küçük öğrencilere “danışmanlık” yaptığında özellikle pozitifti çünkü bu çalışma öğrencilerin kendilerine duyduğu saygıyı arttırıyor ve iletişim becerilerini geliştiriyordu. Proje neticesinde danışman öğrencilerin ve danışmanın yardım ettiği öğrencilerin sayısal ve sözel becerilerinde de önemli bir artış görülmüştür.

Bazı yenilikçi okullar öğrencilere eğitimlerinin organizasyonu ve verilmesi konusunda gerçek anlamda pay vermektedir. Güneydoğu Londra’daki The Harris Federation of Academies’ Student Commission on Learning yüzden fazla öğrenciye en etkili öğretim ve öğrenim yöntemlerini araştırmak üzere öğretmenleriyle takımlar halinde çalışma fırsatı vermiştir. Bu araştırma federasyonun uyguladığı bir grup tavsiye ile sonuçlanmıştır. Uygulanan tavsiyeler arasında öğrencilerin geleneksel olarak öğretmenlerle sınırlı olan müfredatın temel unsurlarının gözden geçirilmesi ve tasarlanması gibi şeyleri yapmalarını sağlayan yeni rol önerileri yer almaktadır.

Tabii “öğretmenlerle” “öğrenciler” arasında burada belirtilen şekillerde daha akıcı bir ilişki oluşturmak kolay değildir ve güçlü bir karşılıklı saygı, anlayış ve güven temeline dayalı olmalıdır. Okulların sorumlulukları öğrencilerle özgün ve anlamlı şekillerde paylaşacak kadar cesur oldukları yerlerde sonuçlar çok olumlu olmuştur. Çıktılar akademik başarıda artış göstermekte ve aynı zamanda öğrenme ilişkilerinin niteliği, sıklığı ve esnekliğinde artış gibi hepsi daha derin ilgi ve eğitimi mümkün olduğu kadar iyi hale getirmek için birlikte çalışan okul topluluklarının oluşturulmasını sağlayan daha geniş olumlu faydaları da göstermektedir.

  Öğretmenlerin öğrenci gibi olmalarına yardım edin 

  1. yüzyılın zorlukları gençlerin iyi öğrenenler olmalarını gerektirmektedir. Öğrencilerin esnek öğrenenler olmaları ve hatalar yapıp bunlardan ders almayı bilmeleri gerekmektedir. Bağımsız öğrenenler olmak için öğrenimlerini sahiplenmeyi istemeleri gerekmektedir. Esnek öğrenenler olmak için ise, araştırma yapmak ve hızla değişen dünyaya uyum sağlamak için farklı öğrenme stratejilerini kullanmaya hazır olmaları gerekmektedir. Öğrencilerin bunları yapabilmeleri için “öğrenen öğretmenlere” ihtiyaçları vardır .

En etkileyici insanlar kendi davranışlarıyla örnek olanlardır. En etkileyici öğretmenler de öğrenmeye tutkulu olan –araştırmalarının sonuçlarını öğrenmek için öğrenciler kadar heyecanlı olan ve öğretmenlik mesleğiyle ilgili olan ve olmayan çeşitli kaynaklardan sürekli görüş ve bilgi toplayan öğretmenlerdir. Diğer mesleklerde ve disiplinlerde de olduğu gibi, araştırmaya katılmak eğitimde yenilik ve gelişim için son derece önemli bir itici güç olabilir.

Öğretmenler meşgul insanlardır ve zaman yetersizliğinin öğretmenlerin gerçekten öğrenmesini, kendi eğitim uygulamalarını değerlendirmelerini ve bunlar üzerine düşünmelerini engellediği iddia edilebilir. Ancak, Öğretmenler öğrenmeye teşvik edilerek ve bu konuda destek alarak müfredatı ve öğrenci deneyimini zenginleştirmelerini sağlayacak ve genç neslin örnek alabileceği bir öğrenme kültürü geliştirmelerini sağlayacak bilgi ve becerileri edinebilirler.

  8Önemli olan şeyleri ölçün

Değerlendirme önemlidir. Neyi değerlendirmeyi seçtiğimiz ne öğretileceğini kaçınılmaz olarak belirlemektedir. Nasıl değerlendirdiğimiz de nasıl öğrettiğimizi etkilemektedir. Bu nedenle, her eğitim sisteminin sorması gereken soru şudur: “Öğrencilerimizn okulu bitirince yapmalarını istediğimiz şeyi mi değerlendiriyoruz?”

İnternet sayesinde çok fazla miktarda bilginin parmaklarımızın ucunda olduğu bir devirde, gerçekleri depolama yeteneği eskiden olduğu kadar faydalı değildir. Faydasız bir beceri değildir ama dijital çağda artık çok anlamlı değildir. Diğer yandan, bilgiyi edinme, analiz etme ve sentezleme gibi “üst düzey” beceriler son derece önemlidir – çünkü bunlar takım halinde iyi çalışma, inisiyatif alma, problem çözme ve yaratıcılık gibi “daha kapsamlı” becerilerdir.

Bunlar 21. yüzyılda ihtiyaç duyduğumuz becerilerdir. Müfredatımızın bu becerileri öğretmesini istiyorsak değerlendirmelerimizin de bu becerilere odaklı olması gerekmektedir. Ne değerlendireceğimizi bildiğimiz zaman, hangi değerlendirme yöntemlerini kullanacağımız da netleşir. Okullarda, “değerlendirme” çoğunlukla öğrencilerin neyi ezberlediğini ve hatırlayabildiğini test eden sınavlar anlamına gelmektedir. Ortalama bir sınav yukarıda bahsedilen üst düzey becerileri ölçmekte midir? Sanmıyoruz. Tüm becerilerle donanımlı yaşam boyu öğrenenler yetiştirmek öz yönlendirmeli, işbirlikçi ve sorgulamaya dayalı öğrenme türlerinin bir karşımını gerektirmektedir.

Bu şekilde öğrenirken öğrencilerin yetkinliğini ölçmek öğrenim günlükleri, portfolyolar, sözlüler ve sunumlar gibi daha zengin değerlendirme formları gerektirmektedir. Dünyadaki birçok okul öğrencilerin ulusal sınavlara girmesini gerektiren sistemlerde faaliyet göstermektedir – ama bu okulların değerlendirme konusunda esnek bir yaklaşım benimsemesini engellememelidir.

Yeni Zelanda’daki Discovery 1 ve İngiltere’deki Mathew Moss gibi okullar ulusal sınavlar için gereken materyalin öğrencilerin kendi öğrenme yollarını seçme esnekliğinden vazgeçmeden işlendiği sorgulamaya dayalı bir müfredat tasarlamanın mümkün olduğunu göstermiştir.

Ne değerlendirdiğiniz ve nasıl değerlendirdiğiniz gençlerin neyi ve nasıl öğrendiklerini belirlemek için son derece önemlidir. Ne kadar sık değerlendirme yaptığınız da önemlidir. En iyi değerlendirme sürekli değerlendirmedir – iyi öğretmenler her zaman değerlendirme yapmaktadır, bir kavramı hangi öğrencilerin anladığına, hangilerinin kafasının karıştığına ve hangilerini dikkatinin dağıldığına dikkat etmektedirler. Aynı sürekli dikkati yazılı çalışmalara göstermek –insanlar için – mümkün değildir. Ancak bu, bilgisayarların iyi yapabileceği bir şeydir.

Online matematik ve fen dersleri veren Khan Academy gibi kuruluşlar bir öğrencinin hangi soruları doğru veya yanlış yaptığını, öğrencinin en çok hangi tür sorularda zorlandığını, hangi kavramları henüz anlamadığını ve hatta öğrencinin her soruya ne kadar süre harcadığını anında söyleyebilir. Bu gibi rutin işleri makinelere yaptırarak öğretmenlere müfredat tasarlamak ve öğrencilerine yüz yüze zaman ayrımaları için zaman kazandırabiliriz. Gerçek şu ki gençlerin geliştirmesi gereken becerileri veya bu becerileri geliştirmelerine yardımcı olacak öğrenme türlerini nasıl değerlendireceğimizi her zaman bilmiyoruz. Çok fazla değerlendirmede ezberin test edilmesinin iyi bir nedeni vardır: ezberi ölçmek çok kolaydır. 21. yüzyıl becerileri çok kolay öçülmezler – ama göz ardı edilemeyecek kadar önemlidirler.

   Sadece çocuklarla değil, ailelerle de çalışın

Velileri çocukların eğitimine dâhil etmek geniş kabul görmektedir- aile katılımıyla öğrenci başarısı arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Birçok okul öğrencilerin mümkün olduğu kadar iyi olmasına yardım etmek için velilerle farklı şekillerde çalışmaları gerektiğini fark etmektedir. Bazı okullar bunun da ötesine geçip okul ve toplum arasında köprüler kuran bütünsel ve yenilikçi yaklaşımlar bulmaktadır.

Veliler okul çalışmalarında birer ortak gibi görülmektedir: aileler evde öğrenme günleri seçebilir ve aynı şekilkde veliler okulda öğretmenlere ve öğrenenlere destek verebilir ve rehberlik edebilirler. Velileri çocukların eğitimine dâhil etmenin yanı sıra, okullar okuryazarlık, bilişim teknolojileri, matematik ve ebeveynlik becerileri gibi konularda ailece öğrenmeye odaklanmaktadır. Bu derslerin bazıları sadece velilere yöneliktir; Londra’daki Mayfield İlkokulunda gün sonunda son 30 dakika verilen dersler gibi bazıları ise velilere çocuklarıyla birlikte öğrenme alanı sağlamaktadır. Veliler bildiklerini birbirlerine aktararak da önemli destek ağları oluşturmaktadır. Birçok okul özellikle çoğu dezavantajlı öğrencinin yaşam şansını arttırmak için velilerin bilgiye ve desteğe erişimini sağlayan başka hizmetlerle ortak çalışma gereğini kabul etmektedir.

Londra’da, Camden’deki ilkokullar yardıma ihtiyacı olan velilere terapi vermek için Tavistock and Portman NHS Foundation Trust ile çalışmaktadır. Terapistler kriz noktasına gelmeden yerel sağlık hizmetlerine başvurmayan aileleri yerinde çalışarak belirlemektedirler. Benzer şekilde, New York’daki Harlem Children’s da okul, çocuk bakımı ve yetişkin öğrenimi hizmeti veren ve bölgedeki ailelere mali, hukuki ve medikal hizmetlere nasıl ulaşabilecekleri konusunda bilgi veren bir programdır.  Sosyal ağ oluşturmak okul topluluğunu desteklemek açısından çok önemli olabilir, özellikle de okul aktivitelerine katılmak için zaman bulmakta zorlanan veliler için. Facebook öğrenci çalışmalarını göstermek için faydalı bir araçtır, veliler için sınıfa açılan bir pencere gibidir ve sınıftaki konuların evde konuşulmasını sağlamaktadır. Bu site velileri sürekli bilgilendirerek ve çalışmalara dâhil ederek ve okul ile ev arasındaki açığı kapatarak veliler, öğretmenler ve öğrenciler arasında sürekli diyalog oluşturmaktadır.

Okullar, veliler ve toplum arasındaki ilişkileri güçlendirmek öğrenci katılımını arttırır, davranışlarını düzeltir ve başarısını arttırır, aileler için olan çıktıları iyileştirir ve toplumlarda sosyal sermaye oluşturur.

  Öğrenciye yetki verin

‘Öğrencinin sesi’ – yani, öğrencilere kendilerini etkileyen konularda söz hakkı vermek 1970lerde birkaç radikal okulun denemelerinden beri çok yol katetmiştir. Mesela, artık birçok okulda öğrencilerin yönettiği Okul Konseyleri vardır ve öğrencilerin eğitimleri üzerinde hiç olmadığı kadar kontrol sahibi oldukları iddia edilebilir. Bununla birliklte, okullardaki kilit stratejik karar alma durumlarına çok az sayıda öğrenci dâhil olmaktadır; bölge veya ulusal seviyede bu katılım daha da azdır. Ancak eğitimciler öğrenci katılımının hem öğrencilerin deneyimini hem de tüm eğitim sistemini değiştirme potansiyelini gittikçe daha iyi anlamaktadırlar.

Öğrencilerin kendi eğitimleri üzerinde kontrol sahibi olmasına izin vermek kendilerini önemli hissetmelerine, okullarıyla ilgilenmelerine ve öğrenimlerine sahip çıkmalarına yardımcı olur. Bunun aynı zamanda katılımı ve başarıyı arttırabileceğine dair artan sayıda delil vardır: emsal okullar arasındaki başarıyı, devamlılığı ve okuldan atılmalar karşılaştırıldığında gerçek anlamda öğrenci katılımını destekleyenler daha başarılıdır.

İskandinav ülkelerinin eğitim sistemlerinin merkezinde uzun zamandır katılım kültürü bulunmaktadır. Örneğin; okulun yönetim organlarında temsil edilmek öğrenciler için çoğu zaman zorunludur. Uluslararası öğrenci performansı ligi tablolarında başı çeken Finlandiya’da öğrenciler sadece okul seviyesinde stratejik kararlar almamakta, aynı zamanda politika belirleyicilerin danışmanlığıyla seslerini ulusal karar alma organlarının zirvesine de duyurmaktadırlar. İngiltere’de UNICEF UK İngiltere Haklara Saygı Duyan Okullar Ödülü (RRSA) girişimi 600’den fazla okulda uygulanmaktadır ve okulları BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni okul sisteminin ve programının merkezine koymaya teşvik etmektedir. Bu uygulama çocukların iyilik halini arttırmış, zorbalık vakalarını azaltmış, başarı ve katılımda iyileşme sağlamış, tutumlar ve daha kapsayıcı, sevecen bir okul ortamı oluşmasını olumlu biçimde etkilemiştir.

Üst düzey strateji belirlemeye ve karar almaya katılım öğrencilerin 21. yüzyılda daha çok aranan özellikleri kazanmalarına da yardımcı olmaktadır.  Sosyal sorumluluk, kültürlerarası duyarlılık ve duygusal zekâ gibi özelliklerin hepsi aktif öğrenci katılımıyla desteklenmektedir. Demoktratik yapılardaki roller bireysel ihtiyaçları akranların bireysel ihtiyaçlarıyla dengeleme ve karar verirken büyük resmi görme deneyimi yaşatır ve bunların her ikisi de iş dünyasına girecek olan öğrenciler için faydalıdır. Okuldaki yönetime katılmak öğrencilerin vatandaş katılımının faydalarını görmelerine de yardımcı olur ve gençlerin yetişkin olduklarında daha ilgili ve aktif vatandaşlar olmalarını sağlayabilir. Bu ikisi özellikle birbiriyle ilgilidir çünkü birçok ülke sadece okulda katılımsızlık değil, tüm ülkede katılımsızlık sorunu yaşamaktadır; bu sorun en çok genç seçmenlerin oy kullanma oranlarındaki düşüşte kendini belli etmektedir.

Bahsettiğimiz şey yapmacık bir katılım değildir. Öğrencilerin kılık-kıyafet kuralları veya yemek menüleri hakkında söz sahibi olması gibi küçük şeylerle ilgili değildir. Esas olarak, katılım öğrencilere her seviyede stratejik karar alma yetkisi vermekle ilgilidir. Öğrencilerin sadece pasif eğitim alıcılar olmadığını, potansiyel öğrenme ortakları olduğunu kabul etmemiz gerek. Bunu başarabilirsek, herkesin eğitime ve öğrenime katıldığı okul kültürlerini teşvik etmiş oluruz.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s