Öğrenciler Ne İstiyor?

 

 What Do Students Want (And What Really Motivates Them)?

Richard Strong, Harvey F. Silver and Amy Robinson

 Çalışmalarına kendilerini veren öğrencileri harekete geçiren dört hedef vardır – başarı, merak, orjinallik ve tatmin edici ilişkiler. Bunları sınıfta nasıl geliştirebiliriz?

On yıl önce öğretmenlere ve öğrencilere iki basit soru sorarak bir araştırma projesi başlattık: Ne tür çalışmaları tamamen ilgi çekici buluyorsunuz? Ve ne tür çalışmalar yapmaktan nefret ediyorsunuz? Verdikleri cevaplarda farklılıklar olduğunu neredeyse hemen fark ettik.

Katılımcılara göre, ilgi çekici çalışma onlarda merak uyandıran, yaratıcılıklarını ifade etmelerine müsaade eden ve başkalarıyla olumlu ilişkiler kurmalarını destekleyen çalışmalardır. Ayrıca, katılımcıların yapmakta iyi oldukları çalışmalardır. Nefret ettikleri çalışmalar için ise, öğretmenler de öğrenciler de tekrarlayan, az düşünmeyi gerektiren veya düşünmeyi hiç gerektirmeyen ve başkalarının zoruyla yaptıkları çalışmalar olduğunu ifade etmişlerdir.

Students who are engaged in their work are energized by four goals—success, curiosity, originality, and satisfying relationships. How do we cultivate these drives in the classroom?

 

Ten years ago, we began a research project by asking both teachers and students two simple questions: What kind of work do you find totally engaging? and What kind of work do you hate to do? Almost immediately, we noticed distinct patterns in their responses.

 

Engaging work, respondents said, was work that stimulated their curiosity, permitted them to express their creativity, and fostered positive relationships with others. It was also work at which they were good. As for activities they hated, both teachers and students cited work that was repetitive, that required little or no thought, and that was forced on them by others.

 

Öyleyse, katılımı nasıl tanımlarız? Belki de katılımın en iyi tanımını Phil Schlecty (1994) yapmaktadır. Phil Schlecty çalışmalara katılan/kendini veren öğrencilerin üç özellik gösterdiğini söylemektedir: (1) çalışmalarından etkilenirler, (2) zorluklara ve engellere rağmen çalışmalarını sürdürürler ve (3) çalışmalarında başarılı olmaktan gözle görünür zevk alırlar.

 

Çoğu öğretmen bir proje, sunum veya sınıf tartışması çalışmasında bu katılım emarelerini görmüştür. Bir çocuğun etkilenmiş iç dünyasını gösteren bakışlar yakalamış ve onlardaki bu merak, heyecan ve azmi her gün devam ettirmeyi ummuşlardır.

 

How, then, would we define engagement? Perhaps the best definition comes from the work of Phil Schlecty (1994), who says students who are engaged exhibit three characteristics: (1) they are attracted to their work, (2) they persist in their work despite challenges and obstacles, and (3) they take visible delight in accomplishing their work.

 

Most teachers have seen these signs of engagement during a project, presentation, or lively class discussion. They have caught glimpses of the inspired inner world of a child, and hoped to sustain this wonder, enthusiasm, and perseverance every day.

 

Hedefler ve İhtiyaçlar:

Sorularımıza verilen yanıtlardan da anlaşıldığı gibi, çalışmalarına kendini veren insanları harekete geçiren ve belli bir insan ihtiyacını karşılayan dört temel hedef vardır:

 

  • Başarı(bilme ihtiyacı),
  • Merak(anlama ihtiyacı),
  • Orijinallik(kendini ifade etme ihtiyacı),
  • İlişkiler(başkalarıyla bir arada olma ihtiyacı).

 

Doğru sınıf koşulları altında ve her öğrenci için doğru seviyede olduğunda bu hedefler tam ve verimli bir hayat için esas olan motivasyonu ve enerjiyi oluşturmaktadır. Bu hedefler öğrencilere hayatın karışıklığı, karmaşası, tekrarları ve belirsizliğiyle yapıcı olarak baş etme enerjisini verebilir.

 

Goals and Needs: The SCORE

As the responses to our questions showed, people who are engaged in their work are driven by four essential goals, each of which satisfies a particular human need:

 

  • Success(the need for mastery),
  • Curiosity(the need for understanding),
  • Originality(the need for self-expression),
  • Relationships(the need for involvement with others).

 

These four goals form the acronym for our model of student engagement—SCORE.

Under the right classroom conditions and at the right level for each student, they can build the motivation and Energy (to complete our acronym) that is essential for a complete and productive life. These goals can provide students with the energy to deal constructively with the complexity, confusion, repetition, and ambiguities of life.

 

Motivasyonu Yeniden Düşünmek

Dışsal motivasyon – öğrencinin dışındaki bir motive edici veya üzerinde çalıştığı görev- uzun süredir motivasyon teorisinin kötü çocuğu olarak görülmektedir. Punished by Rewards (Ödülle Cezalandırma) adlı çalışmasında Alfie Kohn (1995) notlar ve altın yıldızlar gibi dışsal ödüllere karşı yaygın iddialar ortaya koymaktadır. Devamlı olarak görevin ve bireyin dışındaki faktörlere göre hareket etmenin öğrenmeye yönelik derin ve uzun süreli bir bağlılık oluşturamayacağını ileri sürmektedir.

 

İçsel motivasyon ise, içeriden gelmektedir ve genellikle daha uzun süreli ve motive edici olduğu düşünülmektedir (Kohn 1993). Yine de, içsel motivasyonun daha iyi olduğundan bahsedilse de, iç motivasyonun da zayıf yanları vardır. Kohn’un da iddia ettiği gibi, içsel motivasyon “sadece birey bağlamında var olan bir kavram” olduğu için, içsel motivasyonun destekçilerinin öğretmenlere önerdikleri reçeteler sıklıkla aşırı derecede kişiye özeldir veya sınıf ortamında uygulanamayacak kadar sıkıcı ve soyuttur.

 

Rethinking Motivation

Extrinsic motivation—a motivator that is external to the student or the task at hand—has long been perceived as the bad boy of motivational theory. In Punished by Rewards, Alfie Kohn (1995) lays out the prevailing arguments against extrinsic rewards, such as grades and gold stars. He maintains that reliance on factors external to the task and to the individual consistently fails to produce any deep and long-lasting commitment to learning.

 

Intrinsic motivation, on the other hand, comes from within, and is generally considered more durable and self-enhancing (Kohn 1993). Still, although intrinsic motivation gets much better press, it, too, has its weaknesses. As Kohn argues, because intrinsic motivation “is a concept that exists only in the context of the individual,” the prescriptions its proponents offer teachers, are often too radically individualized, or too bland and abstract, to be applied in classroom settings.

 

Hedefleri Bilmek

Bahsettiğimiz ihtiyaçları ve güdüleri dikkate aldıktan sonra, modelimiz öğretmenlerin sınıflarındaki katılım seviyesini arttırmak için kendilerine sormaları gereken dört önemli soru ileri sürmektedir.

 

  • Öğrenciler en çok hangi koşullarda başarılı olabileceklerini hissediyorlar?
  • Öğrenciler en çok ne zaman meraklanıyorlar?
  • Öğrencilerin doğal ihtiyaçları olan kendini ifade etme ihtiyacını karşılamalarına nasıl yardımcı olabiliriz?
  • Öğrencileri doğal arzuları olan iyi akran ilişkileri oluşturma ve besleme isteğini kullanarak öğrenmeye nasıl motive edebiliriz?

 

Bizim katılım modelimizin amacı öğretmenlerin neleri doğru yaptıklarını keşfetmelerine yardım etmek ve sonra da öğrenci motivasyonunu ve başarısını destekleyen sınıf koşullarını oluşturmaya teşvik etmektir.

 

Knowing the SCORE

After taking into consideration the needs and drives we’ve mentioned, our model poses four important questions that teachers must ask themselves in order to score the level of engagement in their classrooms.

 

  • Under what conditions are students most likely to feel that they can be successful?
  • When are students most likely to become curious?
  • How can we help students satisfy their natural drive toward self-expression?
  • How can we motivate students to learn by using their natural desire to create and foster good peer relationships?

 

The point of our SCORE model of engagement is first to help teachers discover what they are already doing right and then to encourage the cultivation of everyday classroom conditions that foster student motivation and success.

 

Çocukları Başarabileceklerine İkna Etmek

Öğrenciler kendilerini yeterli ve başarılı insanlar olarak göstermelerini ve öyle oldukları anlayışını geliştirmelerini sağlayan çalışmalar isterler ve böyle çalışmalara ihtiyaç duyarlar. Bu bilme isteğidir. Öğrencileri yüksek kaliteli çalışmalar yapmaya motive etmek için başarıyı kullanmadan önce üç koşulu sağlamamız gerekmektedir:

 

  1. Başarı kriterlerini açıkça ifade etmeli ve net, anında ve yapıcı geribildirimde bulunmalıyız.
  2. Öğrencilere başarılı olmak için ihtiyaç duydukları becerilerin kendi ellerinde olduğunu bu becerileri açık ve sistematik bir şekilde bizzat sergileyerek göstermeliyiz.
  3. Öğrencilerin başarıyı kişiliklerinin önemli bir yanı olarak görmelerine yardım etmeliyiz.

 

Convincing Kids They Can Succeed

Students want and need work that enables them to demonstrate and improve their sense of themselves as competent and successful human beings. This is the drive toward mastery. Before we can use success to motivate our students to produce high-quality work, we must meet three conditions:

 

  1. We must clearly articulate the criteria for success and provide clear, immediate, and constructive feedback.
  2. We must show students that the skills they need to be successful are within their grasp by clearly and systematically modeling these skills.
  3. We must help them see success as a valuable aspect of their personalities.

 

Merak Uyandırmak

Öğrenciler kendilerinde merak ve derinlemesine anlama isteği uyandıran çalışmalar isterler ve böyle çalışmalara ihtiyaç duyarlar. İnsanlar çeşitli şeylere doğal olarak merak duymaktadır. Einstein tüm hayatı boyunca yer çekimi, boşluk ve elektromanyetik radyasyon arasındaki ilişkileri merak etmiştir. Ünlü dilbilim psikoloğu Deborah Tannen erkeklerin ve kadınların anlamlı bir şekilde sohbet etmelerini önleyen engeller üzerine yıllarca düşünmüştür.

 

Müfredatımızın yoğun bir şekilde merak uyandırmasını nasıl sağlayabiliriz? İki belirleyici özelliğe sahip olmasını sağlayarak: bir konuyla ilgili bilginin bölümler halinde veya karşıt olması ve konunun öğrencilerin kişisel hayatlarıyla ilgili olması.

 

Bizi bir bilgiyi daha iyi anlamaya zorlayan şey bilgi bütününün bir düzenden yoksun olmasıdır. Bu, çok iyi düzenlenmiş ders kitaplarının öğrencilerin ilgisini nadiren çekmesini açıklayabilir. Öğrencilerin merakını “sır” adını verdiğimiz bir stratejiyle uyandırdık. Sınıfa bir problem veriyoruz – mesela, “Dinozorları ne öldürdü?” – bilim adamlarının veya tarihçilerin bu gibi ve başka soruları cevaplamaya çalışırken kullandıkları gerçek ipuçlarını da veriyoruz.

 

Sonra, öğrenciler gruplar halinde çalışarak bilim adamlarının bir açıklama yapmak için delilleri değerlendirirken izledikleri yolu izliyorlar.  Öğrencilerin yanlış hipotezler ve dikkat dağıtıcılar üzerinde günlerce harıl harıl çalıştıklarını ve sonuç elde etmeye başlayınca bundan büyük keyif aldıklarını gördük.

 

Arousing Curiosity

Students want and need work that stimulates their curiosity and awakens their desire for deep understanding. People are naturally curious about a variety of things. Einstein wondered his whole life about the relationships among gravity, space, and electromagnetic radiation. Deborah Tannen, the prominent linguistic psychologist, has spent years pondering the obstacles that prevent men and women from conversing meaningfully.

 

How can we ensure that our curriculum arouses intense curiosity? By making sure it features two defining characteristics: the information about a topic is fragmentary or contradictory, and the topic relates to students’ personal lives.

 

It is precisely the lack of organization of a body of information that compels us to understand it further. This may explain why textbooks, which are highly organized, rarely arouse student interest. We have stimulated students’ curiosity by using a strategy called “mystery.” We confront the class with a problem—for example, “What killed off the dinosaurs?”—and with the actual clues that scientists or historians have used to try to answer that question and others.

 

Students then work together in groups, retracing the steps scientists took in weighing the available evidence to arrive at an explanation. We have seen students work diligently for several days dealing with false hypotheses and red herrings, taking great delight when the solutions begin to emerge.

 

Orijinalliğe Teşvik Etmek

Öğrenciler bağımsızlıklarını ve orijinalliklerini ifade etmelerini sağlayan, kim olduklarını ve kim olmak istediklerini keşfetmelerini sağlayan çalışmalar yapmak isterler ve böyle çalışmalara ihtiyaç duyarlar. Ne yazık ki, okulların geleneksel olarak yaratıcılığa odaklanma şekilleri aslında kendini ifade etme isteğini engellemektedir. Bunun birkaç nedeni vardır.

 

Birincisi, okullar sıklıkla tüm programları (sanat gibi) kendini ifade etmekten ziyade teknik öğreten projeler etrafında tasarlamaktadır. İkincisi, çok sıklıkla sadece en yetenekli öğrenciler bir dinleyici kitlesi karşısına çıkarılmakta, böylece diğer tüm öğrencilerin geribildirim almalarını ve amaç anlayışı kazanmalarını engellemektedir. Son olarak, belki de en zararlı olanı, okullar yaratıcılığı sıklıkla bir oyun türü olarak görmekte ve bu yüzden yaratıcı çalışmayı anlamlı kılan yüksek standartları ve ciddiyet anlayışını sağlamayı başaramamaktadır.

 

Öyleyse, kendini ifade etme nasıl teşvik edilmeli? Bunu yapmanın çeşitli yolları vardır.

  • Yaratıcı projeleri öğrencilerin kişisel fikirleriyle ve ilgi alanlarıyla ilişkilendirin.En sevdiğimiz öğretmenlerimizden biri seramik çalışmasına öğrencilere evlerindeki eski medeniyetlere ait nesneleri inceleterek başlamaktadır. Öğretmen sonra öğrencilerden evleri ile ilgili duygularını ifade eden bir seramik çalışması yapmalarını istemektedir.
  • Hedef kitleyi genişletin. Gördüğümüz en yaratıcı projelerden birinde bir kişilik bir hedef kitlesi vardı. Bir ortaokul sınıfındaki tüm öğrenciler yaşlı bir toplum üyesiyle eşleştirilmişti ve öğrencilerden bu kişinin “otobiyografisini” yazmaları istenmişti.
  • Öğrencilere daha çok seçenek vermeyi düşünün. Mesela, ifade aracı bir sanatçı için sıklıkla ifadenin kendisi kadar önemlidir. Eski müzisyenler Avrupa müziği geleneklerine bağlı kalmaya mecbur bırakılsaydı Amerikan blues (caz) geleneğine ne olurdu? Bu, öğrenme stillerini, çoklu zekâları ve kültürel çeşitliliği vurgulayan öğretim yöntemlerini destekleyen bir diğer iddiadır.

 

Encouraging Originality

Students want and need work that permits them to express their autonomy and originality, enabling them to discover who they are and who they want to be. Unfortunately, the ways schools traditionally focus on creativity actually thwart the drive toward self-expression. There are several reasons for this.

 

First, schools frequently design whole programs (art, for example) around projects that teach technique rather than self-expression. Second, very often only students who display the most talent have access to audiences, thus cutting off all other students from feedback and a sense of purpose. Finally, and perhaps most destructive, schools frequently view creativity as a form of play, and thus fail to maintain the high standards and sense of seriousness that make creative work meaningful.

 

How, then, should self-expression be encouraged? There are several ways.

  • Connect creative projects to students’ personal ideas and concerns.One of our favorite teachers begins her study of ceramics by having students examine objects found in the homes of a variety of ancient civilizations. She then asks the class to design a ceramic object that expresses their feeling about their home.
  • Expand what counts as an audience.One of the most successful creative projects we have seen involved an audience of one. Each student in a middle school class was linked to an older member of the community and asked to write that person’s “autobiography.”
  • Consider giving students more choice.The medium of expression, for example, is often as important to an artist as the expression itself. What would have happened to the great tradition of American blues if the early musicians were forced to adhere to traditions of European music? This is one more argument for instructional methods that emphasize learning styles, multiple intelligences, and cultural diversity.

 

Akran İlişkilerini Güçlendirmek

Öğrenciler önemsedikleri insanlarla arlarındaki ilişkileri kuvvetlendiren ilişkiler isterler ve böyle ilişkilere ihtiyaç duyarlar. Bu kişilerarası katılım isteği hayatımızın her döneminde mevcuttur. Dahası, çoğumuz en çok bu karşılıklı ilişkiler –senin bana verebileceklerin benim için önemli ve benim verebileceklerim de senin için önemli- üzerine çalışırız. Genel olarak, dengesiz, karşılıklı olmayan ilişkiler geçici ilişkilerdir ve çok enerji veya ilgi uyandıramazlar.

 

Bu görüş sınıf ortamına nasıl uygulanır? Bir öğrencinin ödev algısını düşünün. Tipik ev ödeviyle geliştirilebilecek tek ilişki öğrenci ve öğretmen arasındaki ilişkidir. Ve bu ilişki aslında dengesizdir. Öğrenciler öğretmenin onların bilgisine ihtiyacı olmadığını düşünürler, günde muhtemelen 145 kadar öğrenciyle çalışan öğretmen de muhtemelen derin bir ilişki peşinde değildir.

 

Ancak öğrenci çalışmasının tamamlayıcı nitelikte olduğunu farz edin: bir öğrencinin işi kaplumbağaları araştırmak, başka bir öğrencinin işi yılanları araştırmak ve üçüncü bir öğrencinin işi de kertenkeleleri araştırmak olsun. Öğrenciler araştırmalarını yaptıktan sonra hep birlikte bir poster hazırlasınlar ve bu üç sürüngen türünü karşılaştırsınlar. Öğrencilerin gerçekten birbirlerinin bilgisine ihtiyacı vardır.

 

Fostering Peer Relations

Students want and need work that will enhance their relationships with people they care about. This drive toward interpersonal involvement is pervasive in all our lives. Further, most of us work hardest on those relationships that are reciprocal—what you have to offer is of value to me, and what I have to offer is of some value to you. In general, unbalanced, nonreciprocal relationships prove transient and fail to generate much energy or interest.

 

How does this insight apply to life in the classroom? Consider a student’s perception of homework. The only relationship that can be advanced through the typical homework assignment is the one between student and teacher. And this relationship is essentially unbalanced. Students do not feel that the teacher needs their knowledge, and the teacher, with possibly 145 students a day, probably isn’t seeking a deep relationship either.

 

But suppose student work is complementary: one student’s job is to learn about tortoises, another’s is to learn about snakes, and a third student is boning up on lizards. After they do their research, they jointly develop a poster comparing and contrasting these three reptile types. The students actually need one another’s knowledge.

 

 

 

http://www.ascd.org/publications/educational-leadership/sept95/vol53/num01/Strengthening-Student-Engagement@-What-Do-Students-Want.aspx

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s