Bir Sınıfa Farklı Açılardan Bakmak

(LOOKING AT A CLASSROOM THROUGH MANY EYES)

Öğretmenleri çalışmalarıyla ilgileniyor. Çocukları ve öğretmeyi seviyor. Çok çalışıyor ve mesleğiyle gurur duyuyor. Çocuklar bunu biliyor ve tüm bunlardan dolayı öğretmenlerini seviyorlar. Fakat gün birçok öğrenciye çok uzun geliyor. Bazen öğretmenleri de bunu biliyor. Çoğu zaman bilmiyor.

Their teacher cares about her work. She likes kids and she likes teaching. She works hard and is proud of her profession. The kids know that, and they like her for all those things. But the day seems long too often for many of the students. Sometimes their teacher knows it. Often she does not.

Lin İngilizce anlamıyor. Onun dilini de hiç kimse anlamıyor. Öğretmeni Lin’e gülümsüyor ve ona yardımcı olması için bir sınıf arkadaşını görevlendirdi. Sınıf arkadaşı Lin’in dilini konuşmuyor. Sınıf arkadaşı da gülümsüyor. Bazen gülümsemeler işe yarıyor. Bazen sessiz müzik gibi oluyorlar. Lin Matematik dersini daha iyi anlıyor. Sayıların anlamı sözcüklerinki kadar saklı değil.

Lin does not understand English. No one understands her language either as far as she can tell. The teacher smiles at her and assigned a classmate to help her. That classmate does not speak her language. The classmate smiles too. Sometimes smiles help. Sometimes they seem like music without sound. In math, Lin understands more. Numbers carry fewer hidden meanings than words.

Rafael sesli okumak, tarihteki kişiliklerle ilgili daha fazla kitap adı öğrenmek ve diğer çocukların tartışmalarda sorduğu sorulara kendi sorularını da eklemek istiyor ama bunu yapmıyor. Arkadaşları okula karşılar. Okulun kendileri için – onlar gibi çocuklar için- uygun olmadığını söylüyorlar. Öğrenmek başka türlü insanların işi diyorlar. Not alacaksın da ne olacak? diye soruyorlar. Belki haklılar. Üniversiteye gitmeyeceğini veya çok önemli bir işi olmayacağını biliyor – ama içten içe bunu düşünüyor. Ve bilmek istiyor. Ama sormak zor.

Rafael wants to read aloud, wants to ask for more books about the people in history, wants to add his questions to the ones the other kids ask in discussions. He doesn’t. His friends are down on school. They say it’s not for them—not for kids like him. Learning belongs to another kind of person, they say. Where would grades get him? they ask. Maybe they’re right. He knows he won’t go to college or get a big deal job—but he secretly thinks about it. And he wants to know things. But it’s hard to ask.

Serena evde annesinin kitaplarını okuyor. Pazar günleri Times’la gelen dergiyi okuyor.  Arkadaşlarıyla beraber her yaz oturdukları mahallede bir oyun yazıp sahneliyorlar. Oyunu birçok insan izliyor.  Sınavlardan A alıyor. Her şeyden A alıyor. Oyunları hazırlarken ki kadar çok çalışmıyor. Okulda kendini ikiyüzlü hissediyor. Derste diğer öğrencilerin öğrenmesini beklerken kafasından hikayeler uyduruyor. Arkadaşları çok çalışıyor ama A alamıyorlar. Bu da Serena’ya kendisini ikiyüzlü hissettiriyor.

Serena reads her mom’s books at home. She reads the magazine that comes with the Sunday Times. She and her friends write and produce a neighborhood play every summer. Lots of people come. She gets A’s on the tests. She gets A’s on everything. She doesn’t work hard like when she’s getting the plays ready. In school, she feels dishonest. She makes up stories in her head while she waits for other students to learn. They try hard and don’t get A’s. That makes her feel dishonest too.

Trevor okumaktan nefret ediyor. Bazen yaramazlık yapıyor ama aslında yapmak istemiyor. Sadece herkesin önünde aptal gibi görünmekten bıkmış. Sınıfta yüksek sesli okuma yaparken en başarısız öğrencinin kendisi olduğunu düşünüyor. Tuhaf olan şu ki, başkası okuduğunda sayfalarda nelerden bahsedildiğini anlıyor. Okuyamadığın şeyi nasıl anlayabilirsin? Ve dördüncü sınıfta nasıl hala okumayı bilmezsin?

Trevor hates reading. He misbehaves sometimes, but it’s not that he wants to. He’s just tired of seeming stupid in front of everyone. He thinks he sounds worst in the class when he reads aloud. The odd thing is that he understands what the pages are about when somebody else reads them. How can you understand what you can’t read? And how can you be a normal 4th grader and not be able to read?

Lesley diğer çocuklar gibi öğrenmediğini biliyor. İnsanların kendisinin “yavaş” olduğunu düşündüklerini biliyor.  Ona yardım etmek için derse gelen veya onu özel bir odaya götürüp çalıştıran özel bir öğretmeni var. Bu özel öğretmeni seviyor. Sınıf öğretmenini de seviyor. İki öğretmeni olduğu için kendini farklı hissetmeyi sevmiyor. Kendi çalıştıklarının başkalarının çalıştıklarından farklı olmasından hoşlanmıyor.

Lesley knows she doesn’t learn like the other kids do. She knows people think she’s “slow.” She has a special teacher who comes to class to help her, or takes her to a special room to learn things. She likes that teacher. She likes her main teacher too. She doesn’t like the fact that having two teachers makes her feel different. She doesn’t like the fact that what she studies seems so unlike what everyone else studies. She doesn’t like feeling like she’s on the edge of the action all the time.

Danny okula gelmeyi seviyor çünkü okulda hiç kimse bağırmıyor. Okulda kimse dövmüyor – ya da döverlerse, başları derde giriyor. Okulda oynayacak şeyler var. Öğretmeni gülümsüyor. Öğretmeni Danny okulda olduğu için mutlu olduğunu söylüyor. Danny öğretmeninin bundan neden memnun olduğundan emin değil. İyi bir öğrenci değil. İyi bir öğrenci olmak istiyor ama konsantre olmak zor. Annesi için endişeleniyor. Dinlemeyi unutuyor. Evde ödev yapmak zor. Geri kalıyor.

Danny likes coming to school because people don’t yell there all the time. Nobody hits at school—or if they do, they get in trouble. There are things to play with at school. His teacher smiles. She says she’s glad he’s there. He’s not sure why. He doesn’t do well. He wants to, but it’s hard to concentrate. He worries about his mom. He worries about his sister. He forgets to listen. At home, it’s hard to do homework. He gets behind.

Öğretmenleri derslerini hazırlamak için çok çalışıyor. Bunu biliyorlar. Bazen – çoğu zaman- öğretmen sadece ders anlatıyor gibi görünüyor, çocuklara bir şey öğretiyor gibi değil. Bazen öğretmen tüm öğrencileri tek bir kişi gibi görüyor sanki. Bazen çocuklar sınav puanlarıyla eş anlamlı gibi. Bazen okul başkasının ayağına uygun bir ayakkabı gibi.

Their teacher works hard on preparing their lessons. They know that. Sometimes—many times—it seems like she’s teaching lessons, not kids. Sometimes it seems like she thinks they are all one person. Sometimes it’s like they are synonyms for test scores. Sometimes school is like a shoe that’s shaped for somebody else’s foot.

Belki de farklılaştırılmış öğretimi keşfetmeye başlamanın iyi bir yolu sınıfa iki geniş öğrenci kategorisinden bakmaktır – ileri seviyedeki öğrenciler ve öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler. Tabii bu iki kategori farklı öğrenci çeşitlerini kapsamaktadır ama en azından akademik açıdan farklı öğrencilerin hazırbulunuşluğu ve ihtiyaçları hakkında düşünmek için birer başlangıç noktasıdır.

Perhaps a good way to begin an exploration of differentiated teaching is to look at the classroom through the eyes of two broad categories of students—those who are advanced and those who struggle. Those two categories, of course, encompass many different sorts of students, but they do at least provide a place to begin thinking about the readiness of academically diverse learners and the range of needs they bring to school.

http://www.ascd.org/publications/books/101043/chapters/The_Rationale_for_Differentiated_Instruction_in_Mixed-Ability_Classrooms.aspx

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s