21. Yüzyılın İtici Güçleri

1.) Öğretimden Öğrenime Geçiş

Eğitim geleneksel olarak iki temel unsur olan öğretim ve öğrenimden oluşmaktadır ve ağırlıklı olarak öğretim üzerinde durulmaktadır.

Tarih boyunca, bilginin öğretmenden öğrenene aktarılması kişiden kişiye temeline dayalı olarak yapılmıştır. Öğretmen sınıfın önünde durur ve öğrencinin öğrenmesi için bilgiler verir. Bu yaklaşım öğretmenin öğrettiği her konuda uzman olmasını gerektirdiği için bu tür eğitimden “sahnedeki bilge” olarak bahsedilmektedir.

Öğretmene dayalı bir eğitim sistemi zamana, mekâna ve duruma da dayalıdır. Öğretmenler bilgi akışını açıp kapatan bir kontrol kapakçığı görevi görürler. Günümüzün eğitim sisteminde öğretimden çok öğrenime ağırlık verme yönünde bir değişim yaşanmaktadır.

 1.) Transition from Teaching to Learning

Education has traditionally consisted of the two fundamental elements of teaching and learning, with a heavy emphasis on teaching.

Throughout history, the transfer of information from the teacher to the learner has been done on a person-to-person basis. A teacher stands in front of a room and imparts the information for a student to learn. Because this approach requires the teacher to be an expert on every topic that they teach, this is referred to as the “sage on stage” form of education.

A teacher-dependent education system is also time-dependent, location-dependent, and situation-dependent. The teachers act as a control valve, turning on or off the flow of information. The education system of today has undergone a transition from a heavy emphasis on teaching to a heavy emphasis on learning.

2.) Büyük Bilgi Artışı 

Gutenberg döneminde, insanlar doğdukları yerin 30 km civarında yaşar ve ölürlerdi. Bunun nedeni seyahat etmekten korkmaları değil, ellerinde güvenebilecekleri haritaların olmayışıydı. Bu dönemde yaşayan insanlar dünyaya dair çok kısıtlı bir anlayışa sahipti. Bilgi akışı sadece birkaç elit toplum üyesinin kontrolündeydi ve bu kişiler bilgi kavramının güce eşdeğer olduğunun gayet farkındaydı. Bilginin kıymetli ve az olduğu o dönemlerden günümüze, bilginin içinde boğulduğumuzu hissettirecek kadar çok olduğu – aşırı bilgi yüklemesinin olduğu- bir döneme geldik.

2.) Exponential Growth of Information

During the time of Gutenberg, people tended to live and die within 20 miles of where they were born, not because they were afraid to travel, but because they had no reliable maps. People during this era had a very limited understanding of the world around them. The flow of information was controlled by just a few elite members of society, and they understood well the concept of knowledge equaling power. We have gone from that time where information was precious and few, to today, a time where information is so plentiful that we feel like we are drowning in it – information overload.

3.) Eğitim Yazılımı Boşluğu

Etrafımızda her türlü bilgi patlaması mevcut. Ancak, bu bilgi bloklarını eğitim yazılımına dönüştürmenin kolay bir yolu yok. Halkı bu sorundan kurtarmak için bazı girişimlerde bulunulsa da, sorunun çözümüne daha çok var.

3.) Courseware Vacuum

Information is exploding around us in every possible form. Yet, we do not have an easy way to translate these blocks of information into courseware. While some attempts are currently being made to unleash the public on this problem, we remain a long ways from solving the problem.

4.) Okuryazarlarla Süper Okuryazarlar arasındaki Uçurumun Büyümesi

New York Times’a göre, İngilizceye her yıl 20,000 yeni sözcük ekleniyor. Kelime sayısının sürekli artmasının başlıca nedeni bilim ve teknolojinin sürekli gelişmesi.

Yeni bilim ve teknolojilerin geliştirilmesi beraberinde bunların özelliklerini, işlevlerini ve genel amacını teknik terimlerle açıklama ihtiyacını da doğurmaktadır. Yeni kelimeler ve bunlarla bağlantılı gündelik dil, ortaya çıkan yeni kavramlar daha çok araştırmaya davetiye çıkardığı ve odak noktası olduğu için anlam ve yapı oluşturmaya yardımcı olmaktadır.

Küçük öğrenciler yeni kelimeleri hızlıca öğrenebilirler: yılda ortalama 3,000 yeni kelime, yani günde 8 kelime. Elbette bu öğrenciden öğrenciye büyük fark göstermektedir.

İngilizcede en sık kullanılan 2,000 kelime herhangi bir uzmanlık alanıyla ilgili olmayan yazılı metinlerdeki kelimelerin yüzde 80-85’ini ve konuşma dilinde kullanılan kelimelerin yüzde 90-95’ini teşkil etmektedir.

Bununla birlikte, İngilizcedeki toplam kelime sayısı yaklaşık bir milyondur ve en yetenekli bilim adamlarımızdan ve mühendislerimizden bazılarının kelime dağarcığı yaklaşık 200,000 sözcükten ibarettir.

İşlevsel okuryazarla süper okuryazar arasındaki mesafe artmaktadır. Belirli bir konuda uzmanlaşan bazı insanlar anlayış sınırlarını dünyanın geri kalanını anlamanın çok daha ötesine taşımıştır. Böylece karşılaştıkları olguları ve kavramları tanımlamak için tamamen yeni kelimeler yaratmışlardır.

4.) Expanding Gulf Between Literates and Super-Literates

According to the New York Times, there are an additional 20,000 new words added to the English language every year. The primary driver behind this ever-expanding dimension of vocabulary is the ongoing development of science and technology.

Along with the creation of new science and technology comes the need to explain its attributes, its function in technical terms, and its overall purpose. New words and their associated colloquialisms help create meaning and structure around the emerging new concepts as they attract more research and come into focus.

Young students can learn new words quickly: on average, 3,000 new words each year, which works out to 8 words a day. This, of course varies significantly from one student to the next.

In the English language, the 2,000 most frequently used words account for 80-85 percent of the words used in non-specialized written texts and about 90-95 percent in conversational speech.

However, the total number of words in the English language tops out around one million words, and the vocabulary of some of our most gifted scientist and engineers tops out around 200,000 words.

The distance between the functionally literate and the super literate is growing. Some people who have become expert on a specific topic have pushed the envelope of understanding far beyond the comprehension of the rest of the world. And in doing so, have created whole new vocabularies to describe the concepts and phenomenon they encountered.

5.) Toplumla Etkileşim Kurmaya yönelik “Temas Noktalarımız” Değişiyor

“Temas noktaları” dünyanın geri kalanıyla buluştuğumuz yerlerdir.

Örneğin, ortalama bir insan fiziksel dünyayla başlıca üç fiziksel temas noktasıyla veya ara yüzüyle temasa geçer – ayağımıza giyip yürüdüğümüz ayakkabılar, içinde uyuduğumuz yatak ve üzerinde oturduğumuz sandalyeler. Bunlar vücudumuzun başlıca temas noktalarıdır.

Vücudumuzun temas noktalarını incelemek önemliyken, aklımızın temas noktalarını anlamak daha da önemlidir. Aklımız dünyanın geri kalanıyla nasıl etkileşim kuruyor ve becerilerimizi ve yeteneklerimizi geliştirmek için bu temas noktalarını nasıl geliştirebiliriz?

Sınıftaki Temas Noktaları:  Öğrenmenin sadece sınıfta gerçekleşebileceği düşüncesi uzun süredir var olan yaygın bir düşüncedir. Okulların eğitimi geliştirmek için geziler ve açık alan deneyimlerine yer vermelerine rağmen, sınıf hala günümüz eğitim sisteminin başlıca unsurudur.

Öğrenmek için başlıca “temas noktası” olarak sınıfları kullanmak pek çok soruna neden olmaktadır. Sınıfı kontrol eden kişi veya eğitim sistemi öğrenmenin gerçekleşeceği zamanı, katılacak öğrencileri, ışıklandırmayı, sesleri, kullanılan ortamı, araçları, tempoyu, konuyu ve pek çok durumda sonuçları da kontrol etmektedir.

Bununla birlikte, sınıf merkezli eğitim öğrenmek için gerekli değildir.

Aklımız için önemli olan yeni temas noktaları bilgisayarlarımız, elektronik gazeteler, video dergiler, cep telefonları, sanat eserleri ve çok daha fazlasıdır.

5.) Our “Touch Points” for Interfacing with Society are Changing

“Touch points” are the places where we come in contact with the rest of the world.

As an example, the average person comes in contact with the physical world through three primary physical touch points or interfaces – the shoes that we walk in, the bed that we sleep in, and the chairs that we sit in. These are the primary touch points for our physical body.

While it is important to study the touch points for our physical body, it is even more important to understand the touch points for our mind. How does our mind interface with the rest of the world, and how can we improve the touch points to improve our abilities and capabilities?

The Classroom Touch Point: There has long been the pervasive notion that learning can take place only in a classroom. Even though schools use field trips and outdoor experiences to enhance education, the classroom remains the dominant central fixture of today’s educational systems.

Using classrooms as the primary “touch point” for learning creates many problems. The person or education system that controls the classroom also controls the time when learning can take place, the students who will participate, the lighting, the sounds, the media used, the tools, the pace, the subject matter, and in many cases, the results.

However, classroom-centric education is not necessary for learning.

Important new touch points for our mind include our computers, electronic newspapers, video magazines,  cellphones,  artwork, and much more.

6.) Öğrenmeyi Harekete Geçirenler

İnsanların neden öğrenmesi gerek? İnsanlar neden öğrenmek ister? Motivasyonları nedir? Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, Abraham Maslow’un 1943 yılında Bir insan Motivasyonu Kuramı başlıklı bildirisinde ileri sürdüğü bir psikoloji kuramıdır. Maslow’un teorisi insanların ‘temel ihtiyaçlarını’ karşılayınca belirli bir hiyerarşi içinde yer alan ‘daha üst sıralardaki ihtiyaçlarını’ karşılamaya çalıştıklarını ileri sürmektedir.

Maslow’un ilk hiyerarşisi iki gruplamaya dayalıydı: eksiklik ihtiyaçları ve büyüme ihtiyaçları. Eksiklik ihtiyaçlarında bir sonraki ihtiyaca geçmeden önce daha alt sıradaki her ihtiyacın karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyaçların her biri karşılandıktan sonra ileride bir eksiklik ihtiyacı belirlenirse, birey eksikliği gidermeye çalışacaktır. İlk dört ihtiyaç seviyesi şunlardır:

  • Psikolojik: açlık, susuzluk, vücut rahatlığı, vs.
  • Güvenlik: tehlikesizlik;
  • Ait olma ve Sevgi: başkalarına bağlanma, kabul görme;
  • Saygınlık: başarma, yetkin olma, onay ve takdir alma.

Maslow’a göre, bir birey büyüme ihtiyaçlarına göre hareket etmeye ancak eksiklik ihtiyaçları karşılanırsa hazırdır. Maslow’un ilk düşüncesinde sadece bir büyüme ihtiyacı vardı – kendini gerçekleştirme. Kendini gerçekleştiren insanların özellikleri şöyle sıralanıyordu: 1) problem odaklı olma; 2) hayattan zevk alma duygusunu sürekli canlı tutma; 3) kişisel gelişimini düşünme; ve 4) zirve deneyimler yaşayabilme yeteneği.

Maslow sonra kendini gerçekleştirme büyüme ihtiyacına kendini gerçekleştirmenin altındaki ve bu seviyenin bir üstündeki büyüme ihtiyaçlarını tanımlayan yeni bir boyut eklemiştir. Bunlar:

Bilişsel İhtiyaçlar: bilme, anlama, araştırma;

Estetik İhtiyaçlar: örüntüler, simetri, düzen ve güzellik;

Kendini gerçekleştirme: kendini tatmin etme ve kendi potansiyelini fark etme;

Kendini aşmışlık: egonun ötesinde bir şey yapmaya bağlanma veya başkalarının kendini tatmin etmesine ve potansiyelini fark etmesine yardım etme.

Bizim öğrenme motivasyonlarımız da benzer örüntüler oluşturmaktadır. Maslow’un temel kavramı, hiyerarşideki daha üst sıralardaki ihtiyaçların ancak piramidin daha alt kısımlarındaki ihtiyaçlar büyük ölçüde veya tamamen karşılandıktan sonra belirginleştiğidir.

Bu nedenden dolayı, öğrenme arzumuz ve öğrenmek istediğimiz konular içinde bulunduğumuz duruma göre değişir. Örneğin, hayatta kalma endişemiz varsa matematik ve fen öğrenme isteğimiz çok az olacaktır. Ancak, hayatta kalmayla ilgili konuları öğrenme isteğimiz çok olacaktır.

Bizi çevreleyen problemler ve bu problemleri çözme becerimiz dikkatleri sürekli olarak bizi öğrenmeye motive eden şeylere odaklamaktadır.

Maslow’un temel iddiası insanların kendilerini gerçekleştirdikçe ve aştıkça erdem kazandıkları ve çeşitli durumlarda ne yapmaları gerektiğini otomatik olarak bilmeleridir. Maslow’un vardığı kendini gerçekleştirmenin en üst seviyelerinin insan bilincinin sınırlarını aştığı sonucu Maslow’un bu çalışma alanına yaptığı en önemli katkılardan biri olabilir.

6.) Learning Drivers

Why do people need to learn? Why do people want to learn? What are their motivations? Maslow’s Hierarchy of Human Needs is a theory in psychology that Abraham Maslow proposed in his 1943 paper A Theory of Human Motivation. His theory contends that as humans meet ‘basic needs’, they seek to satisfy successively ‘higher needs’ that occupy a set hierarchy.

Maslow’s initial hierarchy was based on two groupings: deficiency needs and growth needs. Within the deficiency needs, each lower need must be met before moving to the next higher level. Once each of these needs has been satisfied, if at some future time a deficiency is detected, the individual will act to remove the deficiency. The first four levels were:

  • Physiological: hunger, thirst, bodily comforts, etc.;
  • Safety/security: out of danger;
  • Belonginess and Love: affiliate with others, be accepted;
  • Esteem: to achieve, be competent, gain approval and recognition.

According to Maslow, an individual is ready to act upon the growth needs if and only if the deficiency needs are met. Maslow’s early thinking included only one growth need – self-actualization. Self-actualized people were characterized by: 1) being problem-focused; 2) incorporating an ongoing freshness of appreciation of life; 3) a concern about personal growth; and 4) the ability to have peak experiences.

Maslow later add a new dimension to the growth need of self-actualization, defining  lower-level growth needs below self-actualization and one above that level. They were:

Cognitive: to know, to understand, and explore;

Aesthetic: patterns, symmetry, order, and beauty;

Self-actualization: to find self-fulfillment and realize one’s potential;

Self-transcendence: to connect to something beyond the ego or to help others find self-fulfillment and realize their potential.

Our motivations for learning form similar patterns. Maslow’s basic concept is that the higher needs in the hierarchy come into focus only once all the needs that are lower down in the pyramid are mainly or entirely satisfied.

For this reason, our desires to learn, and the topics we want to learn about, transition depending on the situation we find ourselves in. As an example, we will have very little desire to learn math and science if we are worried about survival. However, we will have a great desire to learn about survival topics.

The problem sets that surround us, and our ability to solve those problems, are a constantly refocusing lens into our learning motivators.

Maslow’s basic position is that as people become more self-actualized and self-transcendent, they develop wisdom and automatically know what to do in a wide variety of situations. His ultimate conclusion that the highest levels of self-actualization are transcendent in their nature may be one of his most important contributions in this area of study.

7.) Aşırı Bireycilik Çağı

Toplum olarak, “birbiriyle yarışmanın” barındırdığı statü rekabetiyle daha az ilgiliyiz. Komşumuzun nasıl bir arabaya bindiğiyle, nasıl bir televizyonu olduğuyla veya ne tür bir cep telefonu kullandığıyla ilgilenmiyoruz. Bunun yerine, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak ürünleri bulmakla çok daha fazla ilgiliyiz.

Bizi kısıtlayan başlıca şeylerden biri zaman olduğu için, sürekli olarak bize zaman kazandıracak ürünler arıyoruz ve yıldızların dizildiği mum ışığındaki gecelerde verimli bir şekilde çalıştırabileceğimiz solaklara özel, denge ağırlıklı, cep boyu o cihazı bulduğumuzda, satın alacağız.

7.) The Age of Hyper-Individuality

As a society we are less and less interested in the status competition involved in “keeping up with the Joneses.” We are not all that concerned about what kind of car our neighbor drives, what kind of TV they are watching, or what kind of cell phone they are using. Instead, we are much more concerned about finding products that will satisfy our own particular needs.

With time being one of our major constraints, we are continually searching for products that will save us time, and if we can find that left-handed, counter-balanced, pocket-sized device that we can operate efficiently on moon-lit nights when the stars are aligned, we will make the purchase.

8.)Tüketiciden Üreticiye Geçiş

Ağırlıklı olarak pasif bir toplumdan daha aktif bir topluma dönüşürken, insanlar artık bir kenarda durup seyirci kalmak istemiyorlar. Katılmak istiyorlar. Ve tamamıyla yeni bir araçlar ve ekipman nesli insanları tüketici olmaktan çıkarıp üretici haline getiriyor.

Evan Williams ve Meg Hourihan’ın şirketi Pyra Labs 1999 yılında Blogger uygulamasını başlattığında (daha sonra Google tarafından satın alındı), İnternet için kullanıcı tarafından geliştirilen içerik dünyasında büyük bir değişim başladı. Birdenbire, bir blog sitesi yapmak herkes için kolay bir iş haline geldi ve milyonlarca insan bunu denemeye başladı.

Benzer şekilde, Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim Şubat 2005’de YouTube’u açınca, online videolar hazırlamak ve yayınlamak insanlar için çok kolay hale geldi. Bunun sonucunda, milyonlarca insan video tüketicisiyken, video üreticisi oldu.

Bu örneklerin hepsi kolay kazanılan başarı örnekleriyken, kullanıcı tarafından geliştirilen içerik dünyasının da sorunsuz olduğu söylenemez. Bunların her biri, karşılaşılan sorunları kendilerine özgü yollarla ele almayı başarmıştır. Ancak bu örneklerin en iyi ortaya koyduğu şey insanların katılma ve kendi düşüncelerini ve fikirlerini çevreleriyle paylaşma ihtiyacıdır.

8.) Transition from Consumers to Producers

As we transition from a predominantly passive society to a more active one, people no longer want to just sit on the sidelines and watch. They want to participate. And a whole new generation of tools and equipment are allowing people to shift their role from consumer to producer.

When Evan Williams and Meg Hourihan’s company, Pyra Labs, launched Blogger (later purchased by Google) in 1999, a major shift began in the world of user-generated content for the Web. Suddenly it became easy for anyone to create a blog site, and millions of people began to experiment.

Similarly, when Chad Hurley, Steve Chen, and Jawed Karim launched YouTube in February of 2005, it became very easy for people to produce and post videos online. As a result, millions of people have transitioned from video consumers to video producers.

While each of these are examples of runaway success stories, the world of user-generated content is not without its own set of problems. Each has managed to handle the challenges in their own unique way. But what these examples best illustrate is the public’s driving need to participate and lend their own thoughts and ideas to the world around them.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s